Her insanın iki şeytanı vardır. Bu şeytanlar, en büyük şeytan iblise bağlıdır. iblisin emir komutasında, kişiyi şerre sevk eden bu şeytanlar, kişinin nefsi ve ahlakına göre şekillenmişlerdir. Bunlar kişinin damarlarında dolaşarak, kişiyi kendilerine bağlarlar. Şuuru bunların elinde olan kişi, hayrı şer, şerri hayır olarak görmeye başlar. Bu şeytanlar şayet iman etmişlerse, kişiyi hayra sevk ederler. iblisin emir komutasından çıkanlar, iblisin bir yalancı, sahte, aciz olduğunu söylerler.

Hainler korkak olur. Bütün korkaklar hain ve yalancıdır. Şeytanın adımlarına uyan, şeytana dost olan, Muhammedi ahlaktan uzak bir hayatı yaşayanlara dikkat edin ki, korkaktırlar. Dikkat edin ki haindirler, gürültüyü, şaşaayı, tantanayı severler. Mertlik yoktur onlarda. Hiçbir şeyi muhatabın yüzüne konuşamazlar. Kalabalıklarda, tenhalarda dedikodu ve gıybet yollu konuşurlar. Şeytan ve dostlarının en büyük silahı, dedikodu ve gıybettir. Ve onlar gerçekleri belirsiz ve kinayeli konuşurlar.

Şeytan insana nasıl musallat olup korku ve ümit verir?

Şeytan gaflet –uyku, duyu organlarının her şeyden kayıtsız kalması hali- anında veya nefsin bir günaha meyli halinde insan bedenine girer. Girmesi, ısının vücuda sirayet edip, kana karışmasından daha kolaydır. Şeytan, ateşten yaratıldığına göre hararetin kalbe sirayeti çok basit ve bilinen şeydir. Kalbe sirayet ettikten sonra, kalp de oluşturduğu yoğunlukla duyu organlarını harekete geçirir. Herhangi bir şeye karşı onu korkutmaya, kan basıncını hızlandırmaya başlar. Kişi, kalbindeki bu korkunun farkına varıp, korkunun asılsız bir vesveseden ibaret olduğunu ve bu korkunun ALLAHU TAALA’YA karşı duyulan korkuyu bastırmaya çalıştığını anlayınca, hemen gafletten uyanırlar.

Gaflet anında musallat olan şeytan, şuur ehline yaklaşamaz. Ondandır ki, peygamber ve varislerinde gaflet hali oluşmaz. Onların uykusunun dahi ibadet olması bundandır. Çünkü onlar göz ve beyin olarak uyusalar da, kalpleri ALLAHU TAALA’NIN ayanına açıktır. Gaflet, duyu organlarının eşya ve olaylardan kayıtsız kalma halidir. Bu hal, kişide olduğu sürece, kişi yürüyor, konuşuyor olsa da o kişi uykudadır. Kişi bazı zorunlu ihtiyaçlarını temin etse de, bu ihtiyaç denkleminde hareket etse de, gafildir. Gafiller, ihanet ve yalandan ve dolayısıyla korkudan uzak kalmazlar.

Şeytanın musallat olduğu kişiye bakılırsa şu haller görülecektir. Sürekli dalgınlık, unutkanlık ve yorgunluk hali. Kalpleri şeytanın tohumlarıyla o kadar çok çırpınmıştır ki, halleri gafletin resmi olmuştur. Bu insanlara ALLAHU TAALA’NIN ne ayet-i kerimesi tesir edebilir, ne başak bir şey. Bu insanlar namaz da kılıyor, oruç da tutuyor olabilirler. Fakat bu ibadetleriyle dahi gaflet içindedirler. Bunların beş duyu organı iptal olmuştur. Bunları gafletten uyandıracak şey, direkt gönül, Hakk sözüdür. Bunlar Hakk sözü duymaya başlayınca, başlangıçta kulaklarında bir uğuldama, sonrasında ise bir esneme oluşur. Kulaklarındaki uğuldama, şeytanın verdiği son iğve, vesvese son tohumdur. işte bu esnada gafil, saldırgan olur. Mekkeli müşriklerin tepkisi bundandır. ikinci halde ise, gafil, esner ve esneyişle şeytan dışarı çıkar. Bu aşamadan sonra gafil, gevşer ve rahatlar. Şeytanın baskısı kalp üzerinden kalkınca, kalp yumuşar ve Hakk sözü içine alır.

Şeytan ümit ve korkuyu pekiştirir, sağlamlaştırır. ümit korkunun zıddı bir hal değildir. Korkulan şeyden beklentiye girme halidir. ümit, korkulan şeyin vaadine tam inanıp, o vaadin gerçekleşmesini bekleme durumudur. Bu bekleyiş onu tembelliğe, gevşekliğe ve durgunluğa sevk eder. ibadetten uzaklaştırır. Böylelikle kişi, korkudan uzaklaşarak gafletin pençesine düşer.