Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehridir, kalbi karartır.
Harama helal diyen ve haramı ibadete karıştıran kâfir olur.
Her çeşit çalgı dinlemek haramdır.
[Fetava-i Bezzaziyye, Hadika, Ahlak-ı Alaiyye]
Müzik bütün dinlerde büyük günahtır.
İncilin yasakladığı müziği, sonradan papazlar Hıristiyanlığa soktu.
[Mevahib-i Ledünniyye Şerh-i Zerkani]
Müfessirler, İsra suresinin 64. âyetinde şeytana, (Vestefziz... bi savtike [Sesinle oynat]) demenin çalgı ile oynat demek olduğunu, bu âyetin, her çeşit çalgıyı haram ettiğini bildirmişlerdir.
Lokman suresinin 6. âyetindeki “lehv-el hadis” ifadesini âlimler şarkı, çalgı aleti olarak bildirmiştir. İbn-i Mesud Hazretleri yemin ederek “lehv-el hadis”ten kasıt, çalgı aleti ve şarkı olduğunu söylemiştir.
[Tefsir-i İbn-i Kesir, Tefsir-i Medarik//İbni Mesud gibi büyük bir zata inanmayan cahillere ne denir ki?]
İlk makamlı okuyan, şarkı söyleyen şeytandır.
Sesini şarkı söyleyerek yükseltene şeytan musallat olur.
Rahmet melekleri çan, zil, çıngırak bulunan yere girmez.
Melekler köpek ve çan bulunan topluluğa yaklaşmaz.
[Müslim; Ebu Davud; Tirmizi]
Çan şeytanın çalgı aletidir.
[Müslim; Ebu Davud; Nesai]
Şarkıcı kadını dinlemek, yüzüne bakmak haramdır.
ALLAH [c.c.] Zurna, gırnata, ut, tef gibi bütün çalgı aletlerini, cahiliyet döneminde tapınılan putları kaldırmamı emretti.
Bir zaman gelecek, zina, içki ve çalgıyı helal sayanlar çıkacaktır.
Şarkı kalp de nifak meydana getirir.
Suyun otu büyüttüğü gibi, şarkı, oyun ve eğlence kalp de nifakı büyütür.
Rabbim içkiyi, kumarı, darbukayı ve şarkıcı kadınları haram kıldı.
İçkilere başka isim verilerek içilir. Çalgılarla eğlenirler. ALLAH onları yere batırır, domuz ve maymun haline getirir.
Şunlar zuhur ederse, ümmetimin helaki hak olur: Lanetleşmeler, içkiler, çalgılar ve erkeğin erkekle, kadının kadınla ilişkiye girmesi.
Çalgı aletlerini, putları yok etmek için gönderildim.
[İbn-i Ahmed; Ebu Nuaym; İbn-i Neccar]
Şeytana “Çalgılar müezzinin, yazıların dövme, elçin kâhinler ve falcılardır” denildi.
[İbn-i Ebid-Dünya; İbn-i Cerir; Taberani]
İki ses lanetlidir: Nimete kavuşunca çalgı, musibete maruz kalınca feryat.
Nimete kavuşunca çalgı çalmak ilahi gazaba sebep olur.
Şarkılar, içkiler yayılınca, yere batmalar görülür.
[Tirmizi; Ebu Davud; İbni Mace]
Kuran çalgı aletleriyle okunmadan önce hayırlı amel işlemekte acele edin.
Kuran çalgı aletleriyle okunduğu zaman ölebilirsen öl.
Kuran’ı çalgı aletlerinden okuyanlara ALLAH lanet eder.
Belaya maruz bırakan 15 kötü âdetten biri çalgıların yayılmasıdır.
Gözün zinası [harama] bakmak, kulağın zinası [haram şeyleri] dinlemektir.
Resulullah çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı.
Tabiinin büyüklerinden Nafi anlatır: Abdullah ibn-i Ömer ile beraber gidiyorduk. Ney sesi işittik. Abdullah, kulaklarını parmakları ile kapadı. Oradan hızla uzaklaştık. “Ney sesi daha işitiliyor mu?” dedi. “Hayır, işitilmiyor” dedim. Parmaklarını kulaklarından ayırdı. “Resulullah da böyle yapmıştı” dedi. Nafi, sonra dedi ki, ben o zaman çocuk idim. Bundan anlaşılıyor ki, Nafi’ye kulaklarını kapamasını emretmemesi, çocuk olduğu için idi. Çünkü çocuk isteyerek dinlese de ona günah olmaz. Yoksa Abdullah takvası sebebi ile kulaklarını kapattı demek doğru değildir. Nafi, böyle yanlış anlaşılmaması için, çocuk olduğunu bildirdi.
Tasavvuf müziği diye bir şey yoktur. Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehridir, kalbi karartır.
Arkadan çekiştirmek veya devamlı ipek giymek yahut devamlı çalgı dinlemek gibi günahlara devam etmek kalbin kararmasına yol açar.
[İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 580)
İçki içmek ve çalgı dinlemek gibi, kul hakkı ile ilgili olmayan günahların hepsine tövbe etmek gerekir.
[İhya-u Ulumiddin, İmam Gazali 4/65]
Herkes dünyadaki işine göre diriltilir. İçki içenler, sarhoş olarak, çalgıcı, çalgı çalarak diriltilir.
[Dürre-tül Fâhire fî-Keşf-i Ulûm-il-Âhıre – Kıyamet ve Ahiret, sayfa 36]
Çalgı dinleyenin veya ipek giyenin şahitliği kabul edilmez.
[İhya-u Ulumiddin, İmam Gazali 4/41]
Davet edildiği yerde günah bir şey varsa, mesela duvarda canlı resimleri varsa yahut çalgı çalınıyorsa, kadın erkek karışık ise böyle bir davete gidilmez.
[İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 207)
Ut ve saz çalmak haramdır.
[İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 231]
Çalgı aletlerinin üretiminden kaçınmak, zulümden kaçınmak olur.
[İhya-u Ulumiddin, İmam Gazali, 2/218]
Mevlana Celaleddin Rumi ve Musiki
Sual: Mesnevi’de, [Dinle neyden…] deniyor. Buradaki ney’den maksat çalgı mıdır, yoksa bir benzetme mi yapılmıştır?
Ney çalgıdır; fakat buradaki ney çalgı değildir. Çalgının her çeşidi haramdır. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri buyuruyor ki:
Mesnevinin birinci beytinde, [Dinle neyden, nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikâyet ediyor] deniyor. Burada neyden maksat, İslam dininde yetişen kâmil, yüksek insan demektir. Bunlar, kendilerini ve her şeyi unutmuştur. Zihinleri her an, ALLAH’ın rızasını aramaktadır. Ney, Farsça’da, “yok” demektir. Bunlar da, kendi varlıklarından yok olmuştur. Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kimseden meydana gelmektedir. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendilerinden, ALLAH’ın ahlakı, sıfatları ve kemalatı ortaya çıkmaktadır. Ney’in üçüncü manası, kamış, kalem demektir ki, bundan da, kâmil insan kastedilmektedir. Kalemin hareketi ve yazması kendinden olmadığı gibi, kâmil insanın hareketleri ve sözleri de, hep ALLAH’ın ilhamı iledir.
KISACA CELALEDDİN MUHAMMED RUMİ: Evliyanın büyüklerindendir. Mekatibi Şerife’nin 107. mektubunda diyor ki, Mevlana Celaleddin Rumi, Ehl-i sünnet Evliyası’nın büyüklerindendir. 1207 de Belh şehrinde doğup, 1273 de Konya’da vefat etti. Babası Sultan-ül-Ulema Muhammed Behaeddini Veled büyük âlim ve Veli idi. Daha çocuk iken babasının kalbindeki ilimlere kavuştu. Nefehat da diyor ki, Beş yaşında iken Kiramen Katibin meleklerini, Evliyanın ruhlarını ve sokakta dolaşan cinleri görürdü. Babası, oğlu ile Hicaz’a, sonra Şam’a ve Konya’ya geldi. Babası ölünce, oğlu ders verirdi. Önce Babasının halifesi olan Seyyid Bürhaneddin Tirmüzi’den 9 sene ilim öğrendi. Seyyid Bürhaneddin Kayseri’de defnedilmiştir. Bundan sonra, Şemseddini Tebrizi gelip irşat eyledi. Ney ve dümbelek çalmadı. Dönmedi, raks etmedi. Bunları, sonra gelen cahiller uydurdu. Divan-ı Kebir den 30 bin, Mesnevi de 47 bin beyt vardır. Farisidirler. Türkce şerhleri çoktur. Nakşibendi tarikatının büyüklerinden Abdullah-i Dehlevi hazretleri, “3 kitabın eşi yoktur. Bunlar Kuran, Buhari Şerif ve Celaleddini Rumi’nin Mesnevi’sidir” buyurdu. Yani, Evliyalık yolunun faziletlerini bildiren kitapların en üstünü Mesnevi’dir. Evliyalık ve nübüvvet yollarının faziletlerini ve inceliklerini bildirmekte ise, İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin Mektubâtı’nın eşi yoktur. Görülüyor ki, tasavvuf büyükleri, birbirlerini sever ve överlerdi. Abdullah-ı Dehlevi Hazretleri, 107. mektupta buyuruyor ki: “O, Evliyanın büyüklerinden ve Ehl-i sünnet ve cemaat âlimlerinden idi.”
Şimdi Sünnet Seniyye Hadis'i Şerif ve Kuran’a ve Ehl-i Sünnete bu kadar bağlı olan bir büyük zatın diğer Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği hükümlere, hadislere ve Kuran’a aykırı olarak müziğe helal dedi demek çok büyük bir iftira ve cahilliktir. Bunu yapanların bilmesi gerekir ki Mesnevi'deki ney'den kasıt Kendini ALLAH [c.c.] da yok eden “Kâmil İnsan” demektir. Ney, Farsça’da, yok demektir.
Bu kadar açık ve net olan Ney kelimesini tutup Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri müziğe helal dedi diye anlamak apaçık cahillikten başka bir şey değildir. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerine ait olmayan bir sözü Mevlana Celaleddin Rumi söylemiş gibi göstermek, iftira atmak düpedüz Ehl-i sünnete ve Peygamber Efendimiz’e ve ALLAH’a iftira atmak olur. Çünkü Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri yukarıda da Müziğin haram olduğunu beyan eden yüzlerce hadis, yüzlerce Ehl-i sünnet âlimi ve Kuran’a aykırı davranmaz, her sözü diğer âlimler gibi bu yola uygundur.
ALLAH’ın rızası, haram ettiği, yasak ettiği şeylerde olmaz, yani haramları işleyerek Allah’ın rızası kazanılmaz. Aksine, bu haramları terk ederek kazanılır.
[Tam İlmihal / Dinimiz İslam]
10 şey vardır ki, Lut kavmi onları yapmış ve o yüzden helak edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar: erkek erkeğe ilişkiye girmek, fındık gibi topaç taşlarını sapanla atmak, güvercinle oynamak, tef çalmak, içki içmek, sakal kesmek, bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak [alkışlamak], ipek gömlek giymek. Bir tane de ümmetim ilave eder ki, o da kadın kadına ilişkiye girmektir.
[Ravi: Hz. Hasan Radıyallahu Anh, Ramuz El-Ehadis, sayfa 315, Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi]
Sadece tef çalmak bile şeytanın ezanı. Tef çalmak bile. Şarkılar, kasideler, fasıllar, ilahiler şeytanın ezanlarıdır. Ama ilahiler dini içerikli, huzur veriyor değil mi? Gaflet uykumuzdan uyanmamamız için şeytan böyle oyalıyor değil mi bizleri? Şeytanın ezanı olan ilahiler. Şiirler şeytanın okuma kitabıdır. Her yerde şiirler var değil mi? ilahiler; ALLAH’ın adının, peygamberlerin adının, islami konuların işlendiği ilahiler. Laf eğlencesi yapıyorlar. 7 gün 24 saat, televizyonlarda, radyolarda, sokaklarda, arabalarda, hatta cep telefonlarında bile şeytanın ezanlarını dinliyoruz. Nefsimize, kulağımıza hoş geliyor çünkü. Bu nesil şeytanın ezanları olan şarkıları, ilahileri, kasideleri dinleyen kulaklarıyla şeytana tapıyor. Şeytanın okuma kitabı olan şiirleri okuyan dilleriyle, şeytana tapıyor. Kalbine galip gelmesiyle de kalbiyle şeytana tapıyor. ALLAH’ın kitabı Kuran’ı okumuyoruz, ama şeytanın ezanlarını 7 gün 24 saat okuyup dinliyoruz. Müslüman olmayanlarsa zaten Kuran’dan habersiz!
Bismillahirrahmanirrahıym. Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilmeyerek ALLAH yolundan saptırmak ve onu alaya almak için laf eğlencesi satın alırlar. İşte bunlara alçaltıcı bir azap vardır. Sadakallahül-Azıym.
Davet edildiği yerde günah bir şey varsa, mesela duvarda canlı resimleri varsa yahut çalgı çalınıyorsa, kadın erkek karışık ise böyle bir davete gidilmez.
[İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 207]
Hangi davette günah işlenmiyor ki bu zamanda? Düğünlerde kadın erkek bir arada dans ediyor, karşılıklı oynuyor. İçki içiyor. Kutlamalarda yapılmayan rezillik kalmıyor. Ailemiz, arkadaşlarımız olduğu için gidiyoruz değil mi ama? Bakalım cehennemden bizi kurtarabilecekler mi o kıramadığımız insanlar? Beraber odun niyetine yanarız cehennemde ne güzel
Kuran okurken ağlayın, eğer ağlayamazsanız ağlar gibi yapın.
[Sa’d Bin Ebi Vakkas’Tan, ibn-i Mace//İhyau Ulumi’d-din, 1.cilt, Rub’ul- İbadat, İmam Gazali]
Kuran okurken, dinlerken ağlamak sevaptır. Anlamıyoruz ama değil mi? Ama falan şarkıcının, falan sanatçının ağır ve duygulu şarkıları seslendiren sanatçıların şarkılarını dinlerken ağlarız, duygulanırız. Kutsal kitabımız Kuran’ı anlayamıyoruz ama şiirler, şarkılar direkt kalbimize hitap ediyor. Hislerimize tercüman oluyor. Bir de hareketli şarkılar eşliğinde oynayanlar, dans edenler var. Eskiden köleler, cariyeler efendilerine dans edip şarkı türkü söylerdi. Şimdi herkes nefsinin kölesi, cariyesi; şeytanın kölesi, cariyesi olmuş kendi kendine söyleyip dans ediyor. 7 gün 24 dört saat her yerde çalıyor. ‘Madem yasak, haram, madem şeytanın ezanları; niye her yerde çalıyorlar? Günah olsaydı çalmazlardı değil mi?’ Söyleyenlerde, çalanlarda şeytanın kulları, köleleridir. Onların taptıkları paradır. Para gelsin de nasıl gelirse gelsin umurlarında mı onların! Kuran’ı anlamayız, okumayız ama şiirler, şarkılar kalbimize ve kulağımıza hoş gelir. Ama Müslüman olduğunu iddia edenlere göre hepimiz Müslümanız. Sözde Müslüman özde şeytana tapan, şeytana kulluk eden putperestler dünyam. Kâfirler zaten kendi nefsine, dünya zevklerine tapıyor.
Kıyamet yaklaşınca o devrin en itibarlıları yaltaklık ve dalkavukluk yapanlardır.
[İmam Taberani; Deylemi, Son Zamanlarla İlgili Hadisler]
Bu zamanda bir yere geleceksen, bir makama yükseleceksen; ya torpilin olacak ya da yalakalık yapacaksın üstlerine, amirlerine. Doğruluktan kazanan olmuyor nasıl olsa. Doğrular kaybetmeye mahkûm. Yanlış olanlar, dalkavukluk, yalakalık yapanlar iyi işlerde çalışıyor, iyi yaşıyor.
İspiyoncuların, arkadan çekiştirenlerin ve alaycıların artması kıyamet alametlerindendir.
[Beyhaki, İbn-i Neccar; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 11]
Arkadan konuşanlar, arkadaşlarının hatalarıyla alay edenler, taklitçilik yapanlar. Taklitçiliğe hal ve hareket girmez sadece. Falan sanatçı şu şekilde saç yaptırıyor, falan şekilde giyiniyor. En sevdiğimiz sanatçı da o! Ona benzemeye çalışıyoruz. Onun gibi giyinmeye, onun gibi olmaya çalışıyoruz. Sanatçılar her şeyle alay ediyorlar değil mi? İslami değerlerle, boşu boşuna laf eğlencesi yapıyorlar; sırf para alabilmek için. Para için! Taptıkları para için, alkış, şan, şöhret için!
Gerçekte, filmler, diziler de taklittir. İnsan davranışlarının ve olaylar karşısında verdikleri tepkilerin taklit edilerek canlandırılmasıdır. Her türlü olayın canlandırılmasıdır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır. Sadakallahül-Azıym.
Kim gülerek günah işlerse, ağlayarak Cehenneme girer.
[Ravi: Hz İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 400]
Sığırların dilleriyle yalayarak yediği gibi, dilleriyle geçimlerini temin eden bir takım insanlar ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmaz.
[İmam-ı Ahmed; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 15]
“Sığırların dilleriyle yalayarak yediği gibi”
Bunlar ilk başta şarkıcılar, sanatçılar, aktörler, aktrislerdir. Para için, şan için ağızlarında geveleyip durular. Şanları, şöhretleri biraz daha artsın, cepleri biraz daha dolsun diye. ALLAH güzellik vermiş kimisine, kimisine de ses vermiş. Mesleklerinin ismi “sanat’dır.” Aktörler, aktrisler her şekle giriyor. Laf olsun diye yemin edenler, yalan konuşanlar, her türlü yalanı konuşanlar. Ama onlar mesleğini yapıyor değil mi? Böyle bir meslek yok ki gerçekte! Onlara sorarsan önemli şahsiyetlerdir. Ama gerçekte kukladırlar! Parayı verirsin, “şunu söyle” dersin, söylerler, “şöyle giyin” dersin, giyinirler, “şu şekilde davran” dersin, davranırlar. “Açıl” dersin, açılırlar, “soyun” dersin, soyunurlar. “Yatağa yat” dersin, yatarlar, “Aç” dersin, açarlar. “Küfret” dersin, küfrederler. “Yemin et” dersin, yemin bile ederler. Sanatlarını yapıyorlar ama kendilerine göre. Kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmayan, kimin kiminle düşüp kalktığı belli olmayan sanatçılar. Para için, şan için, şöhret için dinlerini imanlarını bırakıp, paraya, şana, şöhrete, makama taptıklarını gizleyen sanatçılar. Bir de halkımız kendi dinine, kitabına, ALLAH’ına, peygamberine, din kurallarına sahip çıkmaz, ama sanatçılara, aktörlere, şarkıcılara sahip çıkarlar değil mi? Onları savunurlar. Çünkü onları seviyoruz.
Allah lanet etsin, halkanın ortasına oturana. [Yani güldürmek için, eğlendirmek için sahneye çıkana.]
[Ravi: Hz. Huzeyfe Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
ALLAH dışında her şey, bir puttur. Kişi ALLAH’tan başka neye bağlandı ve neye gönül verdiyse, kimi sevdiyse o onun putudur.
[Abdülkadir Geylani, Fethur Rabbani]
Kişi sevdiği ile beraberdir! Cehennem de sevdiğimiz sanatçılarla beraber odun olarak cehennem ateşini alevlendririz o zaman!
Süveyd İbn-u Gafle Radıyallahu Anh anlatıyor: ‘’Ali Kerremullahü Vechehü dedi ki: ‘’Ben size Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’dan bir hadis söyleyince, ALLAH’a yemin olsun Aleyhisselatu Vesselam’ın söylemediği bir şeyi söylemektense gökten [yere] atılmayı tercih ederim. Ancak benimle sizin aranızda meydana gelen şeyler hakkında konuşunca, bilesiniz harp hiledir. Zira ben Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın şöyle söylediğini işittim:
‘’Ahir zaman’da akılca kıt bir takım imamlar çıkacak. Yaratılmışların en hayırlısının sözünü söylerler, Kuran okurlar. İmanları gırtlaklarından öteye geçmez. Okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkarlar. Onlara nerede rastlarsanız onları gebertin[öldürün]! Zira onları öldürene, kıyamet günü ALLAH’ın vereceği sevap var.’’
[Buhari, Fezailu’l-Kur’an 36, Menakıb 25, İstitabe 6; Müslim, Zekat 154, 1066. hadis; Ebu Davud, Sünnet 31, 4767.hadis; Nesai, Tahrim 26, <7,119>; Kutub-i Sitte 4780. hadis.]
Bu hükme göre söyledikleri gibi amel etmeyen, fetvalarına uymayan imamları öldürmemiz gerekiyor. Sadece dini kötüye kullanan, kendi menfaati için kullanan imamlara ölüm hükmü varsa; para için dinini satan, üstüne dinini kullanan, üstüne üstelik İslam’ın neslini bozan sanatçıların, aktörlerin, artistlerin, şarkıcıların görüldükleri yerde kellesinin vurulması gerekir! Ama insan hakları var değil mi? İnsan öldürmek günah! Hangi çağ da yaşıyoruz. ALLAH’ın ve Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in emirlerinden daha çok biliyorlar değil mi bu sistemleri oluşturanlar? ALLAH’tan daha merhametliler o zaman. ALLAH’ın hükmünün uygulanmadığı yerde Müslümanlık olmaz! Öldürsek içeri alırlar değil mi? İşkence yaparlar! Hapse atarlar! Ahiret de bizi cehenneme atacaklar ama bu dünyada, fani dediğimiz bu hayatta, dini hükümlerin uygulanmamasına itiraz etmiyoruz. Masumlar öldürülünce kimse kılını bile kıpırdatmıyor. Ama lafa gelince Müslüman olduğunu iddia edenler için; “hepimiz Müslümanız” demeler. Şuan Afganistan’da, Irak[IraQ]’da, Filistin’de ve Ortadoğu çevresinde öldürülen gerçek Müslümanlar insan değil mi? Hani insan öldürmek çok büyük günahtı? Sebepsiz yere ülkeleri işgal edilip sebepsiz yere öldürülüyorlar kimse ağzını açmıyor, ama İslam’ın neslini bozanlara sıra gelince insan hakları ve özgürlük var! Bütün Müslümanlar kardeştir! Bu zamanda kişinin kendi öz kardeşinin yaptığını düşmanı yapmıyor ama değil mi? Müslüman olunsaydı yapmazdı! Ne yapabiliriz? Kanunlar, kurallar var!
Yarın huzuru mahşerde bize ne buyuracaklar biliyor musunuz? “ALLAH, yarattığı kullarının, aralarında hükmetmeleri için koyduğu kanunları bilememiş mi ki; siz başka kanunlar koyarak, başka kanunlarla hükmettiniz?”
Sığırların dilleriyle yalayarak yediği gibi, dilleriyle geçimlerinin temin eden bir takım insanlar ortaya çıkmadıkça,.
Şairler, yazarlar, gazeteciler, amirler, memurlar, öğretmenler, … Daha doğrusu geçimlerini sadece konuşarak ve yazarak kazananlar var ya. İşte bunlar sığırların dilleriyle yalayarak yediği gibi, dilleriyle geçimlerini temin ederler. Güç kullanmadan, sadece konuşarak ve yazarak geçimlerini sağlarlar.
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, adam bir topluluğun içinde oturacak ta kendisini dile alacaklar korkusuyla kalkamayacak.
[Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 30; Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 504]]
Girdiğimiz ortamlarda yanlış bir konu konuşulduğunda, kalkmak istesek de kalkamıyoruz değil mi bazen? Doğru olmayan bir konuda açıklama yapmıyoruz, gerçeği söylemiyoruz, karışmak istemiyoruz, herkes istediğini yapmak ta, istediğini söylemekte özgür nasıl olsa! Hele bir de arkadaşlarımız söylüyorsa o yanlışları, bizde onaylıyoruz. Yorum yapmaktan da kaçıyoruz bazen. Susup dinliyoruz! Susarak da söylenenleri kabullenmiş ve onaylamış oluyoruz. İçimizden farklı düşünüyoruz ama. Doğrusunu bildiğimiz halde susuyoruz. Konuşmayacaksak terk etmemiz gereken o ortamı bile terk etmiyoruz.
Bismillahirrahmanirrahiym. Ey iman edenler, bir kavim başka [bir kavimle] alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlarda kadınlarla [alay etmesin], belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Sadakallahül-Azıym.
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!
Dünya üzerindeki İslam ülkeleri arasında en medeni olan ülke Türkiye gösteriliyor. Her türlü özgürlük var nasıl olsa! Kimin kiminle ne yaptığına bakılmadığı için moderniz, medeniyiz. Yaptığımız işlerin “helal mi? haram mı?” olduğuna önem vermeden; yeter ki para gelsin de, nasıl gelirse gelsin deyip, her türlü yoldan para kazanmaya çalıştığımız için moderniz. 7 gün 24 saat her yerde şeytanın ezanları okunup söylendiği için moderniz. Okullarda bile şeytanın okuma kitabı olan şiirlerin bulunduğu kitaplarla moderniz. Dinen yasak olan her şeyi, haram olan her şeyi helal saydığımız için moderniz. Dünya üzerinde İslamiyet en güzel Türkiye de yaşanıyor ama değil mi?
Vah sizlere! Üzerinizde İslam’ın yalnızca ismi var, bu isim Müslümanlığı size fayda vermez.
[Abdülkadir Geylani- Fethur Rabbani]
İran da, Afganistan da, kadınlar çarşafla geziyorlarmış. Ne gericilik değil mi? Modern çağda her şey serbest. Daha doğrusu modern çağ dediğimiz ahir zaman da, bütün haramlar, haram olan ne varsa serbest! Haram olan ne varsa yapıldığı için, hepsinin yapılmasına izin verildiği, göz yumulduğu için gelişmişiz. Ama diğer İslam ülkeleri geri kalmış. Şeriat ile yönetilenler zaten fi tarihinde yaşıyor değil mi? Medeniyet diye dilendiğimiz şey İslam’dan, dinden, imandan vazgeçmekten başka bir şey değil!
Bismillahirrahmanirrahiym. Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın [arkasından çekiştirmesin.] Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. ALLAH’tan korkup-sakının. Sadakallahül-azıym.
[Hucurat Suresi,12. ayet]
Hepimiz herkesin kendi istekleri doğrultusunda olmasını, o şekilde davranmasını istiyoruz ya; kendi doğrularımızın aksi bir hareketi yapan kim olursa olsun, isterse eskiden çok yakın arkadaşımız olsun; yine onun hakkında konuşup, anlatıyoruz. Onun arkasından konuştuğumuz yetmiyormuş gibi, kendimizde eklemeler yapıyoruz. Gıybetin anlamını bile bilmiyoruz ki. Yapıyoruz ama! Gıybet kişi hakkında söylenen; duyduğunda ya da duymuş olsa, hoşuna gitmeyen bir şeyi söylemektir. Bizim sözlüğümüzde öyle bir kelime yok ama değil mi? Ya da bizim sözlüğümüzde o kelimenin anlamı o şekilde değil!
”Sizin aranızda kolera ve şarbon gibi ölümcül hastalıklar yaygınlaşacaktır.”
Ölümcül hastalıklar, salgınlar.
Mektuplarla şarbon virüsü gönderildi bir ara. Çin de ‘’SARS’’ virüsü ortaya çıktı. Bir de “kuş gribi” tabi. Türkiye’nin Ağrı ilinde dezenfekte kıyafetler giyen kâfirler, tavuklara enjektörlerle kuş gribi diye adlandırılan dizanteri mikrobunu aşıladılar. Uçaklarla havadan dizanteri mikropları bırakıldı Türkiye’nin üzerine. Milletvekillerinden biyolojik savaş diye açıklama bile yapıldı, ama kimse kurcalamadı. Her zaman olduğu gibi üstün körü konusu geçti. Üstü kapandı. Ama özgür bir ülkeyiz değil mi? Hayvancılığı da bitirdiler artık.
Şimdiye kadar üç firma üretim yapmış:
GlaxoSmithKilne firmasının Pandemrix, adlı aşısı.
Baxter International’ ın H1N1aşısı.
Her ikisinin de henüz lisansı yok. Avrupa ilaçlar kuruluşu tarafından onaylanmamış.
Novartis tarafından üretilen Influenza A (H1N1) 2009 Monovalent.
Amerika’nın bazı eyaletlerinde zorunlu aşılamaya karşı tepkiler artıyor. Aşılardan ölümler meydana gelmekte. İngiltere ülkesinde kesinlikle böyle bir uygulama yapmayacağını söylüyor. Diğer ülkelerde de durum farklı değil.
Bu aşılar yapıldığı takdirde:
-Ve ölüme neden olabileceği duyuruluyor.
Ayrıca Novartis firmasının geliştirdiği ilacın yan etkilerini Novartisin kendi laboratuvar sonuçlarından okuyabilirsiniz.
1-Domuz gribi aşısının içinde domuz kanı var.
2-Bu aşının içinde kısırlık meydana getiren yan etki var.
3-Bu aşının içinde insanın genetik yapısını bozan maddeler var.
4-Bu aşının içinde dünya da bir numaralı kansorojen madde özelliği taşıyan formaldehit bulunuyor. Yani Amerika yasaklı, Avrupa da yasaklı olan bir madde!
[Amerika’da bu aşı vurulan bir vatandaş devlete dava açtı]
Şimdi işin sosyolojik boyutu!
1-Almanya’ da hükümet yetkilileri bürokrasi kesimi civasız aşıyı kullanırken, halka civalı aşı kullandılar. Bu haber Almanya’da duyulunca halk ayaklandı. Türkiye’ye gelen ilk parti aşı [500 bin aşı] civalı idi!
2-Kuş gribi hastalığının ilacı olan Tamifulu ilacının firma sahibi Donald Rumsfeld [Amerika’nın 3. etkili adamı] idi ve 2 milyar dolar kazandı. Domuz gribi hastalığının ilacını üreten firmaların hepsi Yahudi firmasıdır!
3-Türkiye de ciddi olmamasına rağmen sözde birkaç ilde eskilerin ajan Lawrence’leri gibi Türkiye’ye sokulan sözde sanal hastalık ile halkı kandıran ülke yöneticileri, haberlerde yapılan domuz gribi haberleri ile halkı psikolojik baskı altına alıp kendilerince alınacak 43 milyon aşının, yani 1 milyar dolarlık aşının bahanesini oluşturdular!
4-Hiçbir ülke de, hatta ölümlerin yaşandığı ülkelerde bile, ülke halinde bu kadar aşı talebi olmazken, neden Türkiye kobay ülke olarak denendi?
5-Domuz gribi hastalığını kendi kendine oluşabilecek bir evresi olmayan bir hastalıktır! Yani özel labaratuvar da özel hazırlanması gereken bir hastalıktır!
Şimdi asıl düşünülmesi gereken şey!
1-Tevrat’ta İsrail’in “Armegeddon Savaşı” yapacağı ve dünya da sadece 144 bin kişinin kalacağı yazıyor! Bu savaşın sadece silahla olacak bir savaş olmadığını düşündüğümüzde, bu salgın hastalıkların hepsi labaratuvar da hazırlanan hastalık olduğunu düşündüğümüzde ve ilaç firmalarının hepsinin Yahudi kuruluş olduğunu düşündüğümüzde, … Sizce sonuç ne çıkıyor?
2-Hacca gideceklere aşı vuruldu. Şimdi hacı adaylarına, Diyanet İşleri Başkanlığı’na soralım. “Haramla tedavi olunmaz!” hadisi varken ve domuz gribi aşısının içinde domuz kanı varken, bu aşıyı alan hacı adaylarının haccının kabulü ve sağlıkları nasıl hiçe atılabilir?
Domuz gribi denilen safsata çıkmadan önce ilacı üretilmişti. Bu ilacı satmak için bir hastalık icat edilmeliydi ve domuz gribi adında bir virüsü [mikrobu] halka bulaştırdılar. Domuz gribinin adı bile yokken Türkiye’ye geliyor diye haberleri gelmişti. Bu haberlerin ne amaçla verildiğini belliydi. Kasten yapılan uygulamalı hastalıklardan biride bu şimdi.
Hatırlarsınız zehirli kenelerde bu şekilde Türkiye’ye sokulmuştu, köy evlerinde olan keneler yüz yıllardır kimseyi öldürmemişti. Yine gündemi meşgul etmek için, halkı başka yöne çekmek için bir müddet kenelerle oyalanıldı. Tüm medyalarda zehirli kene vardı. Kavanozlarla getirip piknik yerlerine dökmüşlerdi. Şimdide domuz gribini insanlara bulaştırıp panzehiri olan aşıyı sattılar. Sağlık ocaklarında bebeklere yapılan aşıların gerçek içeriğinin ne olduğunu ne kadar biliyoruz? Onlarca aşı türü var, hangisi gerçek sağlık amaçlı, hangisi DNA’yı değiştirmek için yapılmıştır? İşte bunlar muamma!
Yurt dışından gelen 3 öğrenci getirmiş ve okul karantinaya alınmış, hatta velilere de geçmiş. Kılıf hazır! Yazık! Çok yazık ki insanlarımız kobay olarak kullanıldı!
İnternet kullananlar iyi bilir, anti virüs programı [mikrobu engelleyen program] satmak için önce virüs icat edilir, bunu tüm internet âleminde yayarlar. Böylece ya format atarsınız bilgisayarınıza veya o virüsten kurtulmak için anti virüs programını satın alırsınız. İşte bunun aynısı insanlar üzerinde de uygulanıyor.
Doktorlar, "Sakın aşı olmayın" diyor!
Biz, 27 Eylül 2009 tarihli Yeniçağ’da, “Domuz gribi aşısı neden ilk olarak Türkiye’de?” diye sorarken Türk halkının kobay olarak kullanıldığını belirtmiştik. İki hafta sonra eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş, aynı zamanda bir tıp doktoru olarak, testleri yapılmayan aşının Türkiye’de denenmesini kınamış ve grip salgını karşısında bağışıklık sistemini güçlendirecek tedbirler alacağını ama ailece aşı olmayacaklarını söylemişti.
Sağlık Bakanlığı ise hâlâ ısrar ediyor. Bu arada Ankara’daki salgının, grip aşısının geldiği günlere denk gelmesi de anlamlıydı! TRT halkı paniğe sevk edecek yayınlar yaptı!
Sistem içinde bulunan doktorlar alenen aşıya karşı çıkamadı! Fakat el altından bütün doktorlar, “aşı olmayın, tehlikeli yan etkileri var” diye yakınlarını uyardı!
Osman Durmuş, Sağlık Bakanlığı’nın aldığı aşılardaki alüminyum ve skualen maddelerinin öldürücü ve felç edici etkileri bulunduğunu açıklamıştı.
Bir aşının testinin yapılmış sayılması için üç milyon kişi üzerinde denenmiş olması gerekiyor. Bazıları, ABD’de aşılama kampanyasının başladığını iddia ediyor ama durum hiç de öyle değil. New York’ta aşı yaptırmaları zorunlu kılınan sağlık görevlileri, aşıların yeterince test edilmediğini belirterek aşı kampanyasını durdurmak için dava açtı.
Washington’daki Federal mahkemede açılan davanın dilekçesinde, “Bir domuz gribi salgınını önlemeyi bırakın, zayıflatılmış canlı virüs içeren burun aşıları bir H1N1 salgınını tetikleyebilir” denildi.
Turner, şikâyetlerinin kabul edilmesi halinde aşının ülke genelinde dağıtımının durdurulacağını kaydetti.
ABD’de zayıflatılmış canlı H1N1 virüsü içeren 2.4 milyon doz burun spreyi şeklindeki domuz gribi aşısı eyalet ve yerel sağlık idarelerine dağıtılmıştı.
Avustralya’da ise domuz gribi aşısının uygulanmasına başlandı. İlk etapta, en riskli gruplar olan sağlık çalışanları, hamile kadınlar ve kronik hastalar aşılandı. 10 yaşın altındaki çocukların ise aşının denemelerinin devam etmesi sebebiyle henüz aşılanmayacağı kaydedildi.
Görüldüğü gibi durum tartışmalı!
Peki, bir hükümet, nasıl olur da kendi halkının, ilaç şirketleri tarafından kobay olarak kullanılmasına razı olur?
Görüldüğü üzere İktidar Partisi’nin beyin takımının, sadece Türkiye ile değil, Müslümanlık ile de bir sorunu var! Ermenistan ile barışacağım diye Azerbaycan bayrağını yasaklamaya kalkışabilen bir iktidarın, Türkiye’deki insanların kobay olarak kullanılmasından rahatsızlığı da olmaz! Nitekim sonunda Bakü’deki Türk şehitliğinden Türk bayraklarının indirilmesi sonucunu elde ettiler!
Eski Sağlık Bakanı'ndan domuz gribiyle ilgili şok açıklama!
MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş, kendisini ve ailesini domuz gribi salgınından korumak için koruyucu tedbirlere başvuracağını, ancak, aşı olmayacağını söyledi.
Durmuş, MHP Afyon Milletvekili Abdülkadir Akcan ve MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ile birlikte domuz gribi salgını ve alınacak aşıyla ilgili basın toplantısı düzenledi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın "Şubat, mart aylarında eğer grip aşısı yapılmazsa 21 milyon kişi hastalanacak, 5 bin 300 kişi ölecek" şeklinde kehanette bulunduğunu ifade eden Durmuş, kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla toplantı yapma ihtiyacı duyduğunu belirtti.
Domuz gribi pandeminin laboratuarlarda üretilen bir virüs olduğuna dair resmi beyanların BM Genel Kurulunda ifade edildiğine dikkati çeken Durmuş, dünyada 60’ı aşkın grip salgını yapan virüs bulunduğunu kaydetti.
Her yıl mevsimsel grip salgınlarından dünyada 250-500 bin, Türkiye’de ise 17 bin kişin hayatını kaybettiğini vurgulayan Durmuş, domuz gribi nedeniyle 1 yılda ölen hasta sayısının tüm dünyada sadece bin 500 kişi olduğunu söyledi.
Osman Durmuş, "Domuz gribi daha hızlı yayıldığı halde mevsimsel gripler kadar korkutucu ve öldürücü değildir. Peki, niçin toplum paniğe sevk edilmekte? ’aman elinizi çabuk tutun ve hemen aşı olun’ denilmekte? Küresel krizin faturası gelişmekte olan ülkelere bu şekilde ödettiriliyor" dedi.
-"İNSANIMIZ DENEK OLARAK KULLANILACAK"
Körfez Savaşı sırasında Amerikalı askerlere yapılan şarbon aşılarına katılan skualen ismi verilen doymamış yağ asidi ilave edildiğini, bunun sonucunda askerlerin yüzde 95’inde vücudu tahrip eden hastalık ortaya çıktığını bildiren Durmuş, Sağlık Bakanlığı’nın aldığı Smith Klein, Pastör ve Novartis aşılarında alüminyum ve skualen maddesinin bulunduğunu kaydetti. Durmuş, aşının gerekliliği, etkinliği ve hem de öldürücü ve felç edici etkilerinin, bilim çevrelerinde isteksizliğe yol açtığını vurguladı.
Osman Durmuş, medeni ülkelerde ilaç veya aşı üretildikten sonra laboratuarda etkinliğini, yan etkileri, biyolojik olarak hayvan deneyleriyle güvenilirliği test edildikten sonra insan üzerinde Faz-1 [üçüncü dünya ülkelerinde gönüllülere ve özendirme] ile Faz-2 [geri kalmış ülke insanları üzerinde denenmesi] uygulamalarına gidildiğini anlattı.
Türkiye’ye alınan aşıların henüz Faz-1 ve Faz-2 sonuçlarının bulunmadığına dikkati çeken Durmuş, "Yani insanımız denek olarak kullanılacak!” dedi!
Sayın Bakan, firma yetkililerinin aşıyı Sağlık Bakanlığı’na vermeyeceklerini, kendi personelleri menfaatiyle Türkiye’de aşılama yapacaklarını’ ifade etmiştir.
Eğer bu bilgi doğru ise bunun anlamı ’biz 40 milyon denek üzerinde Faz-1 uygulaması yapacağız’ demektir. Türkiye’deki insanların üçüncü dünya ülkesi vatandaşı gibi kobay olarak kullandırmak, bu Sağlık Bakanı’na ne gibi bir itibar kazandıracaktır" diye konuştu.
New Jersey’de 1976 yılında askeri personel arasında çıkan domuz gribi salgınında 1 kişinin öldüğünü, bunun üzerine herkesin aşılanması gerektiğinin söylendiğini belirten Durmuş, 40 milyon Amerikalının aşılandığını, bu aşıya bağlı olarak ise 25 kişinin öldüğü ve 532 kişide sinir felcine yol açan Guillian-Barre sendromu görüldüğünü anlattı. Bunun üzerine aşılamanın durdurulduğunu belirten Durmuş, "Dürüst bir devlet adamı olan dönemin ABD Başkanı Gerald Ford, aşılamayı durdurmuş, ihracını yasaklamış ve her ülkenin kendi ulusal aşı programını başlatmasını istemiştir. Ben de Başkan Ford’u ciddiye alıyorum. Kendimi ve ailemi grip salgınından korumak için koruyucu tedbirlere başvuracağım, ancak aşı olmayacağım" diye konuştu.
Durmuş, Sağlık Bakanlığının 43 milyon doz aşı sipariş verdiğini, bunun için 500 milyon TL ayrıldığını bildirdi.
Selçuk Üniversitesinde veteriner Prof. Dr. Osman Erganiş’in "50 milyon TL’ye Türkiye’nin 10 yıllık aşısının üretilebileceğini" ifade ettiğini belirten Durmuş, "Yani yıllık ihtiyaç 5 milyon TL ile karşılanabilecek iken, 500 milyon TL veriyoruz. Bunun yorumunu vatandaşlarıma bırakıyorum" dedi.
Durmuş, 1977’deki "Rus Gribi" olarak anılan H1N1 virüsüyle 32 yaşın üzerindeki bazı insanların karşılaştığını, bunun için direnç kazandıklarını belirterek, 2009 yılı itibariyle Türkiye’de domuz gribinden ölen olmadığını anımsattı.
Bilkent’te laboratuar okulunda 4 vakayla ilgili "salgın başladı" gibi paniğe gerek olmadığını söyleyen Durmuş, okullara, laboratuarlara sıvı sabunlukların yerleştirilmesi, el yıkama, ağız ve gözün korunmasıyla ilgili hijyenik bilgilerin basın, yayın yolu ve okullardaki eğitimle öğrencilere verilebileceğini belirtti.
Durmuş, "Milli Eğitim Bakanı, orta öğretim müfredatına ilk yardım ve sağlık bilgileri dersi koymalıdır. Böylece Bakan tarafından yaratılan krizin bir rant fırsatına dönüştürülmesinin yerine, halkımıza da doğru ve faydalı bilgi verilir" dedi.
Hastalığa ayrılan 500 milyon lirayla 250 yataklı 25 yüksek ihtisas hastanesi yapılabileceğini veya yeni kurulan 20 üniversitenin tüm derslikleri, laboratuarları ve idari binaların yaptırılabileceğini kaydeden Durmuş, 50 bin TL’ye 10 yıllık güvenli aşı üretilmesi mümkün iken, bunun neden yapılmadığını sordu.
Osman Durmuş, "500 milyon lirayı bu kadar kolay harcayan Sağlık Bakanı, Tarım Bakanı gibi firma mı kayırıyor? 3 ayrı firmaya da aşı siparişi verilerek firmaların susturulması mı amaçlanmıştır? Piyasa araştırması yapılmış mıdır? 500 milyon liralık aşıyı pazarlıkla ve farklı fiyatlarla alan Bakan için savcılar işlem yapabilecek midir? Savcıların içinde sürülme tehdidi var mıdır? Sağlık Bakanlığı bu vesileyle grip aşısını rutin aşı programına mı almış oluyor. Sağlık Bakanlığı personeline hibe edilen grip aşısı neden kullanılmamıştır. Bir bakan halk sağlığını korumak yerine, toplumu salgınla korkutup virüsten ve zararı faydasından çok, pahalı aşıyla, ithalatçısından yana tavır koyar mı?" sorularının cevaplandırılmasını istedi.
-"Üretilmeyecek aşı varsa hesabını benden sorun! "-
MHP Afyon Milletvekili Abdülkadir Akcan, salgınlara karşı tedbir alabilecek, aşı üretimi yapabilecek enstitü ve araştırma merkezlerinin 58. Hükümet tarafından kapatıldığını belirterek, "Bu tesisler kapatılıp, her şeyi özel sektör marifetiyle yapma anlayışıyla hareket ediliyor. 10 milyon liraya 10 yıllık aşınızı üretecek potansiyelimiz var. Eğer ülkemizde üretilemeyecek aşı varsa gelin hesabını benden sorun. Tüccar zihniyetiyle ülke yönetmekle, insan sağlığı kurban edilmektedir" dedi.
Akcan, domuz gribi aşısının 6 ayda bir yenilenmesi gerektiğini belirterek, her yıl 35 milyon liralık aşının ithal edilebileceğini söyledi.
MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ise 2 yıl önce kene vakalarının gündemde olduğunu ve o dönemde de yolsuzluk olduğunu ileri sürdüklerini belirterek, "Müfettişlerin hazırladığı haksız kazanç sağlandığına ilişkin raporlar kabul edilmedi. Başka firmalara haksız kazanç sağlanmaktadır" dedi.
Tüketiciler Birliği’nin boykot karar aldığı bazı firmalar hakkında kısa bilgileri paylaşalım!
Starbucks Kafe zincirinin dünya çapında 4.709 şubesi vardır.
Howard Shultz, Starbucks'ın genel müdürü aktif bir siyonisttir. 1998'de Aish HaTorah'ın Jerusalem Fonu "ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde oynamış olduğu anahtar rol"den dolayı kendisini "İsrail'in 50.yılı Siyon Dostları Övgü Ödülü" ile onurlandırmıştır. Aish HaTorah'ın Jerusalem Fonu, Cenin kasabı General Shaul Mofaz’ın başkanlığını yaptığı İsrail ordusu fuarını ve Siyonist propaganda web sitesi olan honestreporting.com 'u finanse ediyor.
Shultz'un çalışmaları, İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından İsrail'in uzun dönem başarıları için anahtar rol oynadığı belirtildi.
İsrail ordusu Filistinlileri, Cenin, Bethelem ve Nabulus'ta katlederken, Shultz Filistinlileri terörist olmakla suçladı ve Intifada'nın Anti-Semistism' in bir göstergesi olduğunu ve buna karşı insanların İsrail'in arkasında olması gerektiğini söyledi.
Diğer büyük şirketleri İsrail ekonomisinin kötüleşmesi üzerine ülkeden çekilirken, Starbucks İsrail'de kalıp sallanan ekonomiye yardım etme kararı aldı. Bu yanlış işletme kararından sonra Starbucks ağır bir zarar aldı ve 2003'te İsrail'deki 6 şubesini kapatmak zorunda kaldı.
Starbucks hala İsrail'e olan para yardımlarını sürdürmektedir. Aynı zamanda Amerikan yönetiminin Afganistan ve Irak[IraQ]'ta sürdürdüğü işgal politikasını da desteklemektedir. Buna destek olabilmek için Afganistan'daki işgal güçlerine destek ve hizmet etmek üzere şubelerini açmıştır.
Coca Cola 1966'dan bu yana İsrail'in sadık bir savunucusudur.
1997'de, İsrail hükümeti ekonomi kurulu bu şirketi İsrail Ticaret yemeğinde İsrail'e olan 30 yıllık desteğinden ve Arap Birliği’nin boykot kararını reddettiği için onurlandırıldı.
2001 yılında, Coca Cola merkez bürosu, Amerika-İsrail Ticaret Odası ödülleri galasına ev sahipliği yaptı ve en büyük sponsoruydu.
Coca Cola Şirketi çalışanlarına İsrail-Arap çatışması konusu da dâhil değişik konularda eğitim programları düzenlemektedir. Bu eğitim programlarının içeriği İsrail Ajansı ve İsrail Hükümeti tarafından oluşturulmaktadır.
Şubat 2002'de, "İsrail Dostları" adlı bir grup oluşturdu ve Minnesota Üniversitesi'nde ünlü Siyonist Linda Gradstein'a bir seminer verdirdi.
Temmuz 2002'de, Coca Cola milyonlarca dolarla Filistin'in çalınmış toprakları üzerinde yeni bir fabrika inşa edeceğini ilan etti.
Ekim 2005, Tavor Winey’in %51 hissesini alarak İsrail'deki yatırımlarını da arttırmış oldu.
Bir İsviçre şirketi olan Nestle, İsrail gıda firması Osem'in %50.1'ine sahiptir. Aralık 2000'inde Nestle, İsrail'de milyonlarca dolarlık global bir Ar-Ge merkezi kuracağını duyurdu.
Nestle Siderot'ta fast-food üretim fabrikaları kurdu. Nestle'nin birçok ürünü bu fabrikalarda üretiliyor.
1998 yılında, Nestle İsrail Başbakanı Netanyahu'nun elinden devlet olarak verdikleri en büyük ödülü "Jubilee Award"ı aldı. Bu ödül, İsrail ekonomisine en yüksek katkıyı sağlayan kişi ve şirketlere devlet adına veriliyor.
1998 yılında, Franc Riboud Danone adına İsrail Başbakanu Netanyahu'nun elinden devlet olarak verdikleri en büyük ödülü "Jubilee Award"ı aldı. Bu ödül, İsrail ekonomisine en yüksek katkıyı sağlayan kişi ve şirketlere devlet adına veriliyor.
Danone Enstitusune ait bir Ar-ge 1998'te İsrail'de kuruldu.
Nokia yoğun bir şekilde İsrail'de yatırım yapıyor.
Nokia genel müdürü Lars Wolf The Jerusalem, Post ile yaptığı bir konuşma da [4 Mart 2001] "Biz İsrail konusuna bütün yönleriyle önem veriyoruz. Çünkü bizim İsrail Projesi olarak adlandırdığımız dâhil bir projemiz var. Bu projeyle İsrail'e bir network perspektifinden, 'Nokia Venture Organizasyonu' ve Nokia Araştırma Merkezi perspektifinden bakıyoruz"
Nokia Venture Organizasyonu, Aralık 2000'de yeni bir 500 milyon dolarlık fon kurdu ve bunun bir kısmının İsrail şirketlerine gönderdi. Nokia Araştırma Merkezi de İsrail ile yeni çalışmaları başlatmak da görevli bir nokta.
Nokia Networks, bir yıl önce Rosh Ha'ayin'de mağaza açtı. Nokia genel müdürü Lars Wolf “Çalışanların sayısını sıfırdan kırka çıkardığını, alt yapı tamamlandığında bu sayının katlanarak 3 ile 4 ay içinde 80 ile 100 sayısına ulaşacağını” söyledi.
Wolf ayrıca amaçlarının İsrail'i Internet Protokol hareketinde, radyo ve net erişiminde lider haline getirmek olduğunu söyledi.
Şirket, İsrail firması Biosense için 400 milyon$ ödedi. Biosense, Hayfa merkezli bir tıbbi malzeme şirketi.
Johnson & Johnson, Shfayim yakınlarında ofisini açtı.
1998 yılında, Roger S. Fineon Johnson& Johnson adına İsrail Başbakanı Netanyahu'nun elinden devlet olarak verdikleri en büyük ödülü "Jubilee Award"ı aldı. Bu ödül, İsrail ekonomisine en yüksek katkıyı sağlayan kişi ve şirketlere devlet adına veriliyor.
Yakın bir zamana kadar, DNA, içine girilmez bir alandı. Ama bugün çok net biliyoruz ki, genetik sarmallar rahat açılabiliyor ve istenildiği gibi kromozom dizilişine eklemeler, çıkarmalar yapılabiliyor.
Genetik yapısıyla oynanmış gıdalar, doğrudan genetik yapıyla ilintilenen aşılar, tıpkı bilgisayarımıza şu veya bu şekilde giren virüs programları gibi, kendini sistemle entegre eden programlarla pekala insan genini değiştirebiliyor, yapısını bozabiliyor ve hatta yavaş yavaş ölümüne yol açabiliyor
Dolayısıyla, bugün pratikte yapılmasa da, kanatlı atların, insan formunda hayvanların, domuzlaştırılmış varlıkların, yarı maymun yarı insan yaratıkların ortaya çıkması an meselesidir. Çünkü bunun mümkün olabileceği artık biliniyor. Yapılmıyorsa sebebi; İsrail’deki din adamlarının gücü, Hıristiyan ruhanilerinin ahlaki istinat duvarlarıdır!
Yakında, insan beden malzemelerinin üretildiği laboratuarlardan söz edilirse şaşmayın. Bunların dini ve hukuki boyutları yıllardır tartışılıyor. Hızla o yöne doğru gidiyoruz Bunun için şeytan da elinden gelini yapıyor. Dünyadaki sürgün hayatı bir an önce bitsin diye, saklı ve gizli vesveselerle insanlığı yıkıma sürüklüyor. Siyasi tabirle insanları kışkırtarak, “ALLAH’ı kıyamete zorluyor”
İşte domuzlaştırma operasyonu da bu çalışmalardaki son aşamadır. Bu kadar açıklamanın özüne değinirsek;
Biliyorsunuz son olarak Domuz Gribi diye bir hastalık gündeme geldi. Ve tabii domuz gribi aşısına da Dünyada haysiyet sahibi bilim adamlarından ciddi tepkiler oldu. ‘Bu aşı, bir hastalığı yok etmek için üretilmedi, aksine insanlığa yeni bir hastalık taşımak için üretildi.’ dediler.
Hayır, sizi temin ederim bu aşı sadece hastalık getirmiyor, transgenetik ‘terminatör genler’ de içeriyor. İnsan tabiatını yavaş yavaş silecek ve onu başka bir varlığa dönüştürecek genler.
Şaşırtıcı ve kahredici durum ise, Türkiye’nin, Sağlık Bakanı’nın eliyle bu belaya sürüklenmesi oldu. Bu belayı insanlığın başına Türkiye sarmış gibi, aşı uygulamasında pilot bölge [kobay ülke] yapıldı Türkiye. Bilmem kaç milyon insan risk altındaymış da aşı yapılmazsa bilmem kaç bin insan ölecekmiş de! İnsaf be, insaf! ALLAH’tan korkun. Bu işlere hangi mantık ve vicdan ile bakıyorsunuz?
Birilerinin zenginleştirilmesi için Türk milleti kobay yapıldı! Pekala, herhangi bir grip gibi savuşturulacak bir hastalığı bu kadar büyük bir panikle anlatmak hakikaten akıllarda soru yaratıyor!
Bu nasıl bir panik böyle? Yoksa birileri Türkiye’ye girip virüsü serpti de kimsenin haberimi mi yok?
Bu kadar açık ikaz ve uyarılara rağmen aşı dayatıldı! Bu millete ihanet edildi! Florası, genetiği temiz, hala insan varlıkların yaşadığı Anadolu’ya işgalden beter bir darbe indirdi! Düşünün bu toprakları, tohumları, damızlıkları. Tahıl öldü, çeltik öldü, meyve öldü, hayvan öldü. Arı öldü, bal öldü. Karpuz öldü, kavun öldü, buğday öldü, …
Bir zamanlar da nüfus planlaması adı altında bu milleti kısırlaştıracak aşılar yaptılar. Ve bugün biliyoruz ki, Türkiye’de kısırlık son 10 yılda yüzde 27 oranında artmış durumda.
Aşılarla, genlerin nasıl tahrip edilebileceği konusunda insanları aydınlatacaklarına çoğu Siyonist baronlara ait olan ilaç fabrikalarını zengin edeceğiz diye, milletin kanıyla, geniyle oynadılar!
Sen-Sevdiklerin-Ülken-İnsanlık yok ediliyor! Uyanın artık! Bozulmuş Tevrat’ta öyle yazıyor çünkü!
Yahudilerin inancı, İsrail’in en büyük inancı, imanı budur! Uyanın artık!
Kıyametten evvel 6 [şey] say: Ölümüm, Beyt-i Makdis’in fethi, sonra koyunun kuası [göğüste beliren öldürücü sancı] gibi, sayısız ölüm hadiseleri.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 123]
Ani ölümler de kıyamet alametlerindendir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 147]
Kalp krizlerini duyuyoruz her zaman, genç yaşta bile kalp krizinden ölenler var. Trafik kazaları da ani ölümlerdir. Her geçen gün, sayısız trafik kazası olmakta, sayısız insan ölmektedir.
Kişinin annesine isyan etmesi, babasına sıkıntı vermesi kıyamet alametlerindendir.
Anne-babamıza karşı soğuk davranıyoruz. İstediğimiz koşulları sağlayamadıkları için, yapmak istediklerimize izin vermedikleri için, bizimle yeteri kadar ilgilenmedikleri için. Bizi anlamadıkları için. Bizi dünyaya getirdikleri için! Hatta sevdiğiyle evlenmesine izin vermediği için annesini öldüren gençler bile var, haberlerde anlatıyorlar ya.
Komşular arasında geçimsizliğin yaygın hale gelmesi kıyamet alametlerindendir.
[Ramuz-El E-Hadis, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, 448/7]
Anne-babamızla, öz kardeşlerimizle anlaşamıyorken, komşularla, çevremizle nasıl anlaşabiliriz? Çevremizdekilerden anlaşabildiklerimiz oluyor bazen, ama belli bir süre sonra, bazı olaylardan sonra onları da siliyoruz hayatımızdan! “ben” diyoruz; yalnızlığa mahkûmum deyip duruyoruz!
Bu “ben’’ demeler var ya; herkesin içinde taptığı ilahıdır. Herkes bu “ben’e, yani nefsine tapıyor.
Büyükler küçüklere merhamet etmediklerinde, küçükler de büyüklerine saygı göstermediklerinde, çocuk öfkeli olduğunda kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480]
Büyükler küçüklere hep bağırıyor, çağırıyor, dövüyor azarlıyor. Merhametten bir nebze bile eser olmayan büyükler var. Artık küçükler daha çok karşı çıkıyor büyüklerine ama! Büyüklerini tehdit edenler, hatta yolunu kesip çeşitli sebeplerden dolayı dövenler, sövenler. Küçücük çocuklar bile öfkeleniyor, sinirli oluyor!
Boşanmaların çoğalması kıyamet alametlerindendir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 455]
Boşanma sayılarının haddi hesabı yok. Her geçen gün, sosyal yaşantıların bozuk olması, zinalar çevre etkenleri ve herkesin kendine göre olan sebepleri yüzünden yıkılan yuvaların sayısı bile belli değil.
İnsanlarda cimrilik ve hırs artacak.
[Müslim, İmare,176; İbn-i Mace, Fiten, 24]
Kıyamet yaklaştı; hâlbuki insanlar dünyaya karşı ancak hırslarını arttırıyorlar, ALLAH’tan da uzaklaşıyorlar.
[Suyuti, Camiü’s-Sağır, 2/57]
Her şeyi, kendimizi sadece insanlara göre ayarlıyoruz. Çevremizde gördüklerimizin bizim olmasını istiyoruz. Dünya ve madde diyoruz, para diyoruz da başka bir şey demiyoruz. Hırs bürümüş gözümüzü ama bir taraftan da biz farklıyız. Başkalarının yaptığı en ufak bir hatada bile dağlar yıkılmış gibi tepki veriyoruz; pireyi deve yapıyoruz ama kendimize gelince, çok büyük yanlışlar bile yapsak herkesin anlayışla karşılamasını bekliyoruz.
Kalp hastalıklarının onuncusu Tul-u emel yani “bitmeyen istek’tir.”. Zevk ve sefa sürmek için çok yaşamayı isteyip duruyoruz. Tul-u emel [bitmeyen istek] sahipleri, ibadetleri vaktinde yapmazlar, tövbe etmeyi terk ederler. Kalpleri katı olur, ölümü hatırlamazlar. Hiçbir şeyden ibret almazlar. Hep dünya malına ve makamlarına kavuşmak için ömrünü harcarlar. Ahireti unuturlar. Yalnız zevk ve sefasını düşünürler. Bitmeyen isteklerin sebepleri, Yahudilerde, Hıristiyanlarda ve münafıklarda olduğu gibi dünya zevklerine düşkün olmak ve ölümü unutmak, sağlığına, gençliğine aldanmaktır.
Dedikoducuların, arkadan çekiştirenlerin ve alaycıların artması kıyamet alametlerindendir.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 93]
Hareketleri ya da söyledikleri hoşumuza gitmeyen bir arkadaşımızın hakkında bile ileri geri, konuşmaktan, dedikodusunu yapmaktan çekinmiyoruz. “Vay efendim şunu yaptı, vay efendim bunu yaptı. Ya o mu, filan zaman böyle yapmıştı, bundan sonra doğru yapsa ne olur.” Arkadaşlarımızın bile yanlış söylediği sözleri alay konusu yapıyoruz, onları taklit ediyoruz.
Hele birde sanatçılardan, televizyonlardan, dizilerden gördüklerimizi marifet sayarak taklit ediyoruz. Aslında bu işi meslek edinenler bile var. Stand-up’çılar. Herkesin, her şeyin taklidi yapılıyor artık.
Kıyamet yaklaşınca o devrin en itibarlıları yaltaklık ve dalkavukluk yapanlardır.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 97]
Bu zamanda ya torpilin olacak ya da yalakalık yapacaksın bir yere gelmek istiyorsan. Yalakalık ve dalkavukluk yapanlar işlerinde %90 daha hızlı yükseliyorlar nasıl olsa.
Kim herhangi bir canlının resim ve heykelini yaparsa, o kıyamette bu yaptığına can ver diye teklif olunarak azap olunur. Hâlbuki ona can vermesi mümkün değildir.
İbn-i Ömer Radıyallahu Anh rivayetine göre Rasulullah Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu: “Bu resim ve heykelleri yapanlar kıyamet günü bu yaptıklarınıza can verin bakalım diye azap edileceklerdir.”
[Buhari, Büyü, 40; Müslim, Libas, 96]
Kıyamet günü azabı en şiddetli olanlar resim ve heykelleri yapanlardır.
Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, ben Rasulullah Aleyhisselatu Vesselam’ı şöyle buyururken işittim:
‘ALLAH: benim yarattığım gibi resim ve heykel yapmak suretiyle yaşatmaya kalkışanlardan daha zalim kim vardır? Haydi, bir zerre kadar karıncayı yahut bir hububat tanesini veya bir arpa tanesini yoktan var etsinler bakalım. Ne mümkün! Buyurdu!
[Buhari, Libas, 90; Müslim, Libas, 101]
Daha ilkokula başlar başlamaz resim yaptırıyorlar. Çocuk yaşta resim yaptırıyorlar. Hayvanların, insanların resimlerini yaptırıyorlar. Büyüyünce, okulu bitirince ressamlığı seçenler bile var. Sürekli resim yapanlar var.
Bir taraftan da teknoloji sağ olsun, fotoğraf makineleri varken resim yapmakla kim uğraşır? Her şeyi renkli, renksiz, olduğu şekliyle dondurup resmedebiliyoruz artık. Teknoloji sağ olsun. Teknolojiyle ilgili yeni bir şey olduğunda din elden gidiyor diyenler var değil mi? Sebebini söylemiyorlar! Söyletmiyorlar ama! Dinde birçok kısıtlama var değil mi? Yasak var! Neden yasak olduğunu merak eder miyiz? Merak etsek araştırırız! Ama bize gerekli olduğunu düşündüğümüz bilgileri bize zaten öğretiyorlar nasıl olsa. Aslında öğrettikleri boş ve lüzumsuz şeyler. Beynimizi işgal edecek şeyler! Dini hükümlerde haram olan bir şey her yönden haramdır! Yapana! Yaptırana! Saklayana! Bakana! Kısacası ondan her şekilde faydalanana haramdır! Fotoğraf çekene, çektirene! Eski günleri hatırlamak için, anı, hatıra olarak çektirdiğimiz fotoğrafları sakladığımız fotoğraf albümleri bile var. Hatıra ama! Hatıra! Şeytan hatıraları hatırlatarak kalbimizi, maneviyatımızı bozuyor hiç durmadan! Ama biz umursamıyoruz! Eskileri hatırlayıp durmak hoşumuza gidiyor.
Üstüne üstelik birde insanların, hayvanların hareketli suretlerini gösteren kameralar ve televizyonlar var. Teknoloji daha da gelişti. Neredeyse herkesin evinde var. Olmayan yok! Sürekli televizyona bakıp duruyoruz! Cep telefonlarıyla bile çekebiliyoruz fotoğrafları artık! Üzerimizde ki kıyafetlerde resimler, hayali ya da gerçek hayvan resimleri var! Çocuklarımızın kıyafetlerinin neredeyse hepsinde var resimler! Kullandığımız paralarda, artık teknoloji sayesinde kıyafetlerde canlı suretler, resimler var.
Okullarda öğretilen her kitapta; resimler, suretler var. Öğretmenlerin, öğrencilerin sürekli kullandıkları kitaplar.
“Dinde her şey yasak, yaşamayalım o zaman! İslam’dan soğutuyorlar böyle yaparak! İslam dini hoş görü dinidir.” İslam dini hoş görü dinidir, ama haramların helal sayılmasıyla değil! Zaten Müslüman olan, gerçekten imanı olan bir Müslüman, İslam’dan soğutuyorlar cümlesini bile kullanmaz! Müslüman olan dininden soğumaz, Müslüman olmayan çekimser kalır, soğur!
Said Bin Ebi’l-Hasen’den rivayet edilmiştir:
“Bir adam, Abdullah İbn Abbas’a gelip ona:
“Ben şu suretleri[resim] yaparak geçimimi ondan sağlayan bir adamım. Onlar ve sanatım hakkında bana bir fetva ver!’’ dedi. Abdullah İbn Abbas, o adam: ‘’ Bana yaklaş dedi!’’ dedi. O adam da, Abdullah İbn Abbas’a yaklaştı. Sonra yine ona:
‘’Bana yaklaş!” dedi. O adam da yaklaştı. Sonunda elini o adamın başının üzerine koyup:
‘’Sana Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’dan dinlediğim bir hadis-i haber vereceğim. Ben, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ı:
“Her ressam cehennemdedir. ALLAH, ressamın yaptığı her surete kıyamet gününde hayat verecek ve o canlı suret[resim] de cehennemde kendini yapan sahibine azap edecektir.’’ buyururken işittim’’ dedi.
[Sahih-i Müslim. 1938. hadis.]
Fotoğraflar artık nüfus cüzdanlarında bile var. Suretler, resimler her yerde var.
Bir de süs eşyası olarak biblolar var. Tarihi eserler, heykeller. Artık o kadar kolay şekilde satın alınabiliniyor ki bunlar. Bazen de düşünüyoruz; “ya insanlar eskiden bunlara nasıl tapıyormuş?” diye.
Hazreti Ali Kerremullahi Vechehü ‘den rivayete göre; Aleyhisselatu Vesselam şöyle demiştir: ALLAH Rasulü Aleyhisselatü Vesselam cenazedeydi: “Hanginiz yolda kırılmadık bir put, yerle bir kılınmadık bir mezar, bozulmadık bir resim bırakmadan Medine’ye gider?” diye sordu. Bir adam: “Ben, ey ALLAH’ın Rasulü!” diye cevap verdi. Ali Kerremullahi Vechehü dedi ki: Medineliler korktu. Adam yola koyuldu. Bir süre sonra dönüp: “Ey ALLAH’ın Rasulü, kırılmadık put, yerle bir edilmedik mezar, bozulmadık resim bırakmadım.” dedi. Sonra Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu:
“Kim bu sanatlardan birine tekrar dönerse, o kimse Muhammed’e indirilene küfretmiştir.”
[Ahmed Bin Hanbel; Fıkhu’s-Sunne, Seyyid Sabık]
Muhammed’e indirilene küfretmek, yani Aleyhisselatu Vesselam’a indirilene küfretmek. ALLAH’ın kitabına küfretmek. Kutsal kitabımız Kuran’a küfretmek.
Biz gördüğümüz fotoğrafları bozmak yerine, yırtıp atmak yerine, seyrederek, bakmakla geçiriyoruz vaktimizi! Fotoğraf çektirmekle, çekmekle geçiriyoruz zamanımızı! Bozmayı bırakın, bozulan, yıpranan resimleri bile eskisinden daha güzel hale getirebiliyoruz artık teknoloji sayesinde! Göze hitap ediyor ama! Güzel görünüyor! Kuran’a küfretmek pahasına yapıyoruz bunları! Dini konularda şu yasak bu yasak diyen âlimleri de yobaz diye isimlendiriyoruz ama.
Bir taraftan da o kadar âlim, imam var, hatta bunları yapanlar, çektirenler, gazetelerde boy gösterenler var.
Ahir zaman da öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya menfaatleri karşılığında satacaklardır. Bunlar yumuşak görünmek için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden tatlı, fakat kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır.
[İmam Tirmizi, Zühd, sayfa 60]
Melekler, içinde köpek, resim ve heykel olan eve girmezler.
Gazeteler, dergiler, afişler. Bu dünyanın her yerinde fotoğraflar var. Bu dünyanın her yerinde suretler var. Artık resim olmayan kitapları almak bile istemiyor birçoğu! Ders kitaplarının hepsinde resimler, suretler var! Camilere namaz kılmak için gidenlerin kıyafetlerinde suret resimleri, cep telefonlarında, şeytanın ezanı olan müzikler, kıyamet gününde can verin denilecek olan suretler, fotoğraflar var! Cüzdanlarında taşıdıkları kimliklerinde; paralarda bile resimler var! Bu dünya meleklerden mahrum! Bu dünyayı meleklerden mahrum edense yine bizleriz! Camilere giderek namaz kılarken bile taşıyoruz bu resimleri! “Kapalı olduğunda, görünmediğinde bir şey olmaz ama değil mi?” Üstünü kapattık mı mesele yok! Her şeye bir kılıf uyduruluyor değil mi? Kimse helali istemiyor ama! Haram bir şey olduğunda minareyi çalan kılıfını hazırlıyor! Neden? Herkes böyle nasıl olsa! Nefsimize hoş geliyor! Şeytan dürtüyor! Kuran’a küfretmek pahasına her yeri resimlerle, fotoğraflarla süslüyoruz, üstüne Müslüman olduğumuzu iddia edip, ibadet etmeye çalışıyoruz. Şeriatla yönetilen Müslüman ülkelere de, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Masonlar demokrasi adı altında götürüyor bunları.
Ahir zaman geldiğinde, ümmetimin erkeklerine, peştamalla bile olsa hamama girmeleri haram olur, dediler: ‘’Ya Resulullah, bu nedendir?” Buyurdu ki: “Zira onlar çıplak insanların üzerine girerler veya onların üzerine çıplak insanlar girer. Emin olunuz ki, ALLAH bakana da kendisine baktırana da lanet etmiştir.
[Ravi: Hz.Zahri Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi]
“Ahir zaman geldiğinde, ümmetin erkeklerine peştemalla bile olsa hamama girmeleri haram olur.” Bu hamamlar nelerdir? İlk olarak televizyondur! Televizyon öyle bir hamamdır ki, suretlerin hareketli halleri gösterilir. Fotoğraftan daha ağırdır hükmü! Her türlü zina işlenir, göz zinası, kalp zinası! Saçı başı açık kadınları bırakın, anadan doğma soyunanları bile var! Kendi evlerimizi bile hamam haline getirmişiz! Kendi evimize girerken bile hamama giriyoruz. Evimize girerken zina yuvasına giriyoruz! Kulaklarımız ve gözlerimiz her türlü zinayı işliyor! Bir de açık saçık sahneler daha çok ilgi çeker ya, o yüzden sanatçılar açık saçık giyinir! Ama dini programlar yapanlarda var değil mi? Bırakın saçının bir tutamının açık olduğu kadınları, ahlaksız sahnelerin olduğu programlardan, filmlerden sonra dini programlar yapıyorlar! Peştemalla bile olsa girmeleri haram olur! Her türlü girilmesi, boy gösterilmesi suret, resim olduğu için haramdır, daha da önemlisi, gözler ve kulaklar zina işler! Şeytanın ezanlarını sürekli çalan kanalları bırakın, dini programlarda bile müzik çalınıyor değil mi? Fon müzikleri, ney’ler. Ama o kadar bilginler, âlimler, imamlar bunları nasıl bilmiyorlar? Hem dinimizi öğreniyoruz!
Günümüzün en büyük âlimleri diye nitelendirdiklerimiz bile yaptıkları programlardan ücret alıyor. Dini öğretmeleri karşılığında! Eski âlimlerin bırakmış olduğu kitaplardan edindikleri, derme çatma bilgilerle, birçok hükmü hiçe sayarak dinlerini dünya karşılında yiyerek! Ama ilimleri var değil mi? Akılları var, ilimlerine bedel ücret almaları onların da hakkı! Dini konuları öğrendikleri eski âlimler, onlardan daha fazla ilmi olmalarına rağmen, ücret talep etmeyi bırakın; dini, İslam’ı; öğrencilerine öğretebilmek için, İslam’a hizmet için, bütün öğrencilerinin geçimlerini sağlıyorlardı. Eski âlimlerden öğrendikleri kıt bilgileri halka öğretme süsüyle ücret alan bizim âlim dediğimiz sahtekârlar!
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kuran okur, ibadete çalışırlar ve dinde olmayan şeyleri dinde varmış gibi göstermekle meşgul olurlar. Fakat bilmedikleri yönden kâfir olurlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızk alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar kör deccalın avenesi olacaklardır.
[Ravi: Hz. İbn-i Mesud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis, Ahmed Ziyaüddün Gümüşhanevi]
Bizler hepimiz kör deccalın avenesiyiz!
Birde çizgi filmler, animasyon filmler var; çocukların vazgeçilmezi! Resim ve suretlerin hareketli hali, üstüne hayvanların bile seslendirildiği çizgi filmler var!
Ebu Sadi Radıyallahu Anh anlatıyor: ‘’Resulullah Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki: ‘’Ruhumu kudret elinde tutan ALLAH’a yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.
Kıyamet alametlerinden biri de, hayvanların insanlarla konuşmasıdır. Vahşi hayvanlar, yani evcil olmayan hayvanlar. Sadece bunlarda konuşmuyor ama hayali yaratıklarda konuşturuluyor.
Sihir, lügatte gizli, üstü kapalı şey demek olup, aldatmak, göz bağcılık ve göz boyacılığı yapmak suretiyle insanları aldatmak demektir. Çok güzel konuşarak aldatmaya da sihir denilir. [Buhari, Tıb,51]de, ‘’Nice sözler vardır ki, sihir gibi etkilidir’’ buyurulur.
[Riyazu’s-Salihin, İmam Nevevi]
Olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermek, yani var olmayan bir şeyi, canlı olmayan bir şeyi canlıymış gibi hareketlendirip seslendirmek de sihirdir. Suret, resim oldukları için can verin denilecek çizgi filmler, sihir olduğu için dinde haram olması! Ama birçok filmlerde montaj bile yapılıyor artık. Montaj yapılmayan filmlere film demeyenler bile var. “Canlı gibi hareket edip, canlı gibi konuşuyorlar, daha nasıl canlandırılabilir ki?” Nefes almıyorlar ama yemek yiyip, içmiyorlar. Gerçekte yoklar! Elle tutulmuyorlar, CD’lerde tutuluyor ama değil mi? İslami isimlerle, İslami kelimelerle alay edilen, dinin istismar edildiği filmler programlar! İnek Şaban’lar. Çok mağfiret ve merhamet eden, suçları en çok affeden manasında ki ALLAH’ın isimlerinden olan Gaffur. Psikopat Gafur”lar! Dini film olmadığı halde, dini bozmak için İslami değerleri farklı gösteren filmler! Tabi dini çizgi filmler, dini filmler bile var! İslam’a hizmet için yapılıyorlar yapanlara göre; karşılığında para alıyorlar ama! “Ya televizyonu izliyoruz, elektrik faturasından da para alacak değiller ya?” Reklâmlar da gösterilen ürünleri alırken verdiğiniz paranın %50inden fazlası reklâm gideri olarak ürünleri kullananlara ödettiriliyor. “Hangisinin iyi, hangisinin kötü olduğunu biliyoruz ama bu şekilde?” Laf! Hangi malın reklâmı daha çok yapılıyorsa onu seçiyoruz. Reklâmı yapıldığına göre iyidir diyoruz! Parayı veren reklamı yaptırıyor ama!
Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayet edildiğine göre, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurdu:
“İnsanı helake sürükleyen 7 şeyden sakınınız.” Sahabeler:
“Ya Resulullah! Bu 7 şey nedir?” diye sordular. Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu: “ALLAH’a ortak koşmak, sihir ve büyü yapmak, ALLAH’ın öldürülmesini haram kıldığı bir insanı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum sırasında harpten kaçmak, evli olup hiçbir şeyden haberi olmayan namusuna düşkün Müslüman kadınları zinayla suçlamak.”
[Buhari, Vasaya 23, Tıbb 48, Hudud 44; Müslim, İman 145. Ebu Davud, Vasaya 10; Nesai, Vasaya 12; Riyazu’s-Salihin, İmam Nevevi.]
Kıyamet gününde ALLAH’ın yarattığı gibi resim ve heykel yapmak suretiyle yaşatmaya kalkışanlardan daha zalim kim vardır diye buyurulacak olan resimlerin, fotoğrafların, görüntülerin olduğu televizyonlar.
ALLAH’ın haram kıldığı şeyleri başka sebepler öne sürerek, yani Kuran’ın ve Aleyhisselatu Vesselam’ın sünnetine zıt düşen şeylerin yapıldığı için ALLAH’a ortak koşulan ve üstelik sihir yaparak cansızların hareketlendirilip, seslendirildiği çizgi filmler, animasyonların olduğu, canlıların da suretlerinin, resimlerinin ve seslerinin bulunduğu filmlerin olduğu televizyonlar! Üstüne bir de her evde televizyon olmasına, ALLAH’a ortak koşmaya, sihre, zinaya, dini istismara, dini kullanarak menfaat elde etmeye, maddi kazanç sağlamaya sebep olan televizyonların bulunduğu evlerde namaz kılıp, ibadet etmeye çalışanlar! Hem ALLAH’a ortak koşma [şirk], hem küfür hem de ibadet!
Abdurrahman İbnu Sa’d İbnu Zürare’nin anlattığına göre, kendisine, Rasulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın zevcelerinden Hz. Hafsa Radıyallahu Anha’ın öldüğü zaman azat olacak olan bir cariyesi, kendisine sihir yaptığı için, sihri sebebiyle öldürtmüştür.
[Muvatta, Ukûl 14,[2,871] Kutub-i Sitte 4900. hadis.]
Bu hükme göre sihri yapanları öldürmemiz gerekirken, hoşumuza gidip, vaktimizi çaldığı için, bize cehenneme sürüklediği için sevdiğimiz, vazgeçemediğimiz televizyonlar ve bu televizyonlara çıkıp program yapanları izleyerek geçiriyoruz zamanımızı.
Bir de futbol sevdalıları var. Futbol nasıl ortaya çıkmıştır?
İlk olarak Hz. Hüseyin Kerbela’da şehit edildiğinde, mübarek başı kesilmiş ve Emevi sarayına getirilirken münafıklar, Hz. Hüseyin’in kesik başını tekme atarak birbirine göndermişler!
İngilizler Müslümanların başını kestikten sonra, karşılıklı durarak; kestikleri Müslümanların başlarını tekmeleyerek birbirlerine atarlarmış. 3 sayı yapınca Hat-Trick derlermiş. İşte biz, Müslümanların aşağılanarak ortaya çıkartılan bir oyunla, futbolla geçiriyoruz günlerimizi. Futboldan başka bir şey konuşmayanlar geziyor ortalarda! Herkesin tuttuğu takım en büyük. Kiminin en büyüğü Fenerbahçe, kiminin en büyüğü Galatasaray, kiminin en büyüğü Beşiktaş! Kiminin en büyüğü Barcelona, kiminin en büyüğü Real Madrid, kiminin en büyüğü Manchester United. En büyük yalnızca ALLAH’tır bilir misiniz?! “Ya En büyük ALLAH’tır biliyoruz, bunlar takımlar arasındaki en büyükler.” Doğru ya bizim için her şey ayrı! Din ayrı, spor ayrı, sanat ayrı, yaşayış ayrı! İslam her yönüyle bütündür ama! İslam bütün şartları uygulanarak yaşanır. Müslümanlık İslam’daki kurallar uygulanarak yaşanır.
Ya İslam’ın bütün şartlarını hakkıyla yerine getir, ya da aksi halde, ‘’Ben Müslümanım,’’ deme.
[Abdülkadir Geylani, Fethur Rabbani]
“Kim uyguluyor ki biz uygulayalım?” Her şeyimizi çevremizdekilere göre ayarlıyoruz! Herkes yapıyorsa normaldir! Normal olmasa kimse yapmazdı!
“Bir taraftan da susuz hamam olur mu?” Televizyonların suları nelerdir? Ağzımızdan akan salyalardır, bağırıp çağırırken, kahkahalarla gülerken ağzımızdan saçılan tükürüklerdir. Duygusal konularda ağlayanların gözyaşlarıdır.
“Hamamsa ne güzel işte yıkanıyoruz sürekli?” Doğru yıkanıyoruz! Amel defterlerimizde ki; günahlarımızın yanında sayılamayacak kadar az olan sevaplarımızdan yıkanıyoruz. Sevaplarımızdan arınıyoruz! Günah üstüne günah işleyerek; cehenneme doğru, cehennemliklerin en şiddetli azaba uğrayanları arasında yerimizi almaya hazırlanıyoruz. Cehennem ateşinde yanabilmek için her şeyi yapıyoruz!
Normal resimlerin, her türlü açık saçık, ahlaksız resimlerin olduğu, gazeteler, dergiler. Bir sayfasında dini bir hükmün, bir sayfasında hayattan bir konunun, başka bir sayfasında fallardan bahsedilen; yaptıkları dolayısıyla insanlıktan nasibini almamış; hayvanlardan daha aşağılık durumda olduğu halde; biz münafıkların baş tacı ettiği sanatçıların, mankenlerin, zenginlerin hakkında yazılar bulunan hamamlar.
Bu dünyanın; sadece saçının açık olması bile zina olduğu halde, üstüne bedenlerini teşhir eden kıyafetleri giyen, vücut hatlarını ortaya çıkaran kıyafetleri giyen kadınların bulunduğu sokakları, televizyon bulunan evleri, daha ilk okul sırasında saçının bir tutamının bile mahrem olduğu halde, saçı açık okula getirttirilen ve saçı açık okula gönderilen kız çocuklarının erkeklerle aynı sınıflarda okutulduğu okulları, bütün vücudunu sergilemek pahasına, sadece iki parça bez parçasıyla, bütün vücudunu teşhir eden kadınların bulunduğu, havuzlar, deniz kenarları, bu dünyanın her yeri hamam!
Örtüleri, dinleri, imanları para olan, bir de üstüne üstelik kimisinin Müslüman olduğunu, kimisinin de inançlı olduğunu iddia ettiği, hiçbir hükmü, uygulamadıkları gibi; dini hiç bir hükmü bilmemelerine rağmen, para için, şan için, şöhret için, kiminle düşüp kalktığı belli olmayanların bedenlerinin her yerini teşhir ettikleri, filmlerin bulundukları sinemalar, afiş bulunan caddeler, … Bu dünyanın her yeri hamam! Sözde inanan, özde kâfir, müşrik dünyamız! Kendi elimizle her yerini hamama çevirdiğimiz dünyamız. Öldürülmeleri gerektiği halde; öldürmediğimiz, üstüne her dalda ayrı ayrı bir hayranımızın bulunduğu sanat adı altında, önüne gelenle ilişkiye giren, kiminle düşüp kalktığı belli olmayan, bedenlerinin her yerini teşhir etmekten sakınmayan kadınların, şeytanın ezanı olan; kasideleri, ilahileri, şarkıları, türküleri söyleyen şarkıcıların, şeytanın okuma kitabı olan şiirleri seslendirenlerin, okutturanların, yazanların olduğu her yer hamam! Üstüne biz gafillerde bunları dinleriz, seyrederiz! Bazıları içinse birbirlerini öldürenler bile var! Bizim sanat dünyası dediğimiz ortamlardaki modern ******ler!
O devir de halkı cehennem kapılarına çağıracak olan birtakım davetçiler olacaktır. Her kim o insanların davetine uyarsa onu cehenneme atacaklar.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 382]
Cehennem bizi bekliyor! Cehennem! Biz ki bu dünya da yapılan; gelmiş, geçmiş sapıklıkların hepsini bir arada yapıyoruz! Üstüne yenilerini ekliyoruz. Bizler cehennemlik bir nesiliz! Cehennem ateşini harlamak için kütük lazım millet! Bizi kütük niyetine ateşe atacaklar! Cız-bız çevirecekler! Etlerimiz ateşin içinde cızır cızır edecek! Susadığımız zaman; başımızdan aşağı dökülen kaynar suyun eritmiş olduğu organlarımızın irin haline getirilmiş halini içirecekler bize! Mis gibi!
Gelelim kainâtta gelmiş geçmiş en büyük Deccale!
Hiç şüphe yok, deccal çıkacaktır. Onun sol gözü kördür… Gözsüzleri ve abraşı iyi eder. Ölüleri diriltir… Kim onu onaylarsa deccal fitnesine kapıldı…
[Ravi: Hz. Sumre [Radıyallahu Anh Ramuz El Ehadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 97]
Deccalın bir gözü kördür.
[Buharî; Müslim; Ebu Davud; Ebu Nuaym]
Deccal, bir kimseyi öldürüp diriltecektir.
“Hiç şüphe yok, deccal çıkacaktır. Onun sol gözü kördür!” Evet! Televizyonun gözü kördür! Gözü görmez! Ne gösterilirse onu gösterir! Ne söylettirilirse onu duyurur!
“Gözsüzleri ve abraşı iyi eder.” Filmlerde, reklamlarda, oyuncuları kör yapıyorlar sonra gözlerini açıyorlar ya. Hasta olanlar birden bire iyileşiyor, 10 sene, 20 sene, yüzyıllar bile saniyeler içinde anlatılıyor ya! İşte bu kadar basit bir şeyi, bu kadar kolay bir şeyi göremeyecek kadar körüz! Kör! Kör! Kör!
“Ölüleri diriltir…” çizgi filmlerde, ateş ediliyor, dağlardan düşüyorlar, bir türlü ölmüyorlar ya. Filmler de oyuncular vuruluyor sahte mermilerle, öldü gösteriliyor, bir süre sonra ölmemiş gibi tekrar filme sokuluyor ya! Hem öldürmüş oluyor! Hem diriltmiş oluyor! Tamamen yalan yani! Tamamen yalan!
Bismillahirrahmanirrahiym. Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [imanı fayda vermez.] Sadakallahül-Azıym. En’am Suresi’nin 158. âyetini açıklayan Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyurdu ki: “Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır görmemiş olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet’ül-arz.”
[Müslim; Tirmizî; Beyheki]
Cansız olan televizyon, yemek yemez, içmez, nefes almaz. Doğurganlık özelliği yoktur!
Hz. Âdem Aleyhisselamm’dan, Kıyamete kadar Deccaldan büyük fitne yoktur.
Aptal kutusu değil mi televizyon? Saatlerce başına tutuyor insanları! Vaktimizi çalıyor! Televizyon izlemekten başka bir şey yapmayanlar bile var değil mi? Televizyon kadar insana zarar veren ne var? Ahlakını bozan! Namusunu bozan! Utanma duygusunu kaldıran! Var mı? YOK!
Her peygamber, ümmetini Deccal ile korkuttu.
Verdiği zararlar düşünülüne televizyon kadar lanet bir şey yok yeryüzünde! Korkulmayacak bir şey değil ki!
Yedi şeyden önce amelde acele edin. Amel için neyi bekliyorsunuz, azdırıcı fakirliği ve zenginliği mi, ifsat edici hastalığı mı, aklınızı alacak ihtiyarlığı mı, âni ölümü mü, Deccalı mı, yoksa kıyameti mi bekliyorsunuz? Kıyamet ise hepsinden kötüdür.
On alâmet çıkmadan Kıyâmet kopmaz. Biri Deccaldır.
[Müslim; Ebu Davud; Tirmizî; İbn-i Mâce]
3. (5011)- Hz. Huzeyfe Radıyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki:
"Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir… "
[Buhârî, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melahim 14, (4315); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/296.]
“Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir.”
Televizyonda istedikleri konuyu istedikleri şekilde anlatıyorlar değil mi bizlere? Yanlış bir şeyi doğruymuş gibi anlatıyorlar bizlere! Neden? Herkesin evinde var çünkü! Herkes izliyor! Herkes seyrediyor! Yanlış gösterdikleri birçok şeyde gerçek doğrular aslında! Resmin hükmü düşünüldüğünde, televizyonla yaptıkları değerlendirildiğinde; dünyada bu zamana kadar, televizyondan daha büyük bir deccal ortaya çıkmamıştır!
Kıyamet yaklaşınca kadınla yolun ortasında cinsel münasebette bulunacak kadar utanma ortadan kalkar. Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla ilişkiye girdiklerinde kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 97]
“Kadınla yolun ortasında cinsel münasebette bulunacak kadar utanma ortadan kalkar.” Bırakın sokakları, evlerimizde bile başkalarının öpüşmelerini, sevişmelerini yayınlayan televizyonlar var! Yolun ortasını bırakın, televizyon olan evlerimizde bile var! Dizilerde filmlerde, ayrı aktörlerle oynayan aktrislerin öpüştükleri, her biriyle ilişkiye girdikleri, ne yaptıkları belli olmayan, lafa gelince halka mâl olduklarını söyleyen; gerçekte şeytana mâl olmuş kadınların, her önüne gelenle yatağa giren, öpüşen, sevişen kadınların olduğu filmler var!
“Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla ilişkiye girdiklerinde kıyamet yaklaşmış olacaktır!” Ahlaksız sahnelerin olduğu sahneleri bırakın; tamamen çıplak olup, birbirleriyle ilişkiye girenlerin bulunduğu, insanların cinselliğinin her yönden göz önüne serildiği ***** filmler! Erkek erkeğe ilişkiye giren gayler, homosekksüeller, Türkçe’de ipneler. Kadın kadına ilişkiye giren lezbiyenler, kadın kadına öpüşenler! Bizim üzerimize her yönden, her yandan necaset, pislik yağıyor millet. Cehennem bizi çağırıyor millet! Cehennem bizi çağırıyor! Şehvetlerine yenik düşen şehvetperetsler dünyamız. Kâfirler, putperetsler, kadınların teşhir edildiği, cinselliğin teşhir edildiği, ahlaksız sahnelerin bulunduğu filmleri yayınlayan televizyonlar ve bu televizyondaki programlara bakıp zamanını geçiren, şevke gelen ********ler dünyamız!
Benden sonra hamamlar olacak! Bunlarda kadınlar için hayır yoktur, örtüsü ile girse bile. Hiç bir kadın yoktur ki, evinden başka yerde başını açsın da, ALLAH arasındaki bağı kaybolmasın.
[Ravi: Hz. Aişe Raduyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi]
Bebeklerin bile saçları kapatılmıyor! Okullarda her kızın saçları açtırılıyor! Büyüyünce zaten hiçbiri kapanma taraftarı değil! Neden? Kapanma gericilerin işi. Onların vücutlarını sergilemeye hakları var! Onlara güzellik verilmiş! İstediklerini yapmakta serbestler çünkü. Çünkü modernler, medeniler! Bizim medeniyet dediğimiz, kâfirlikten, müşriklikten, dinsizlikten, zina işlemekten, şehvetperestlikten, kalp gözümüzü kör edip, gerçek gözümüze perde çeken şeytana tapmaktan geçiyor!
Şeytanperestler dünyamız! Haramı helali bilmeyen, neye inandığını bilmeyen insanlarımızın olduğu, üstüne bir de bazılarının Müslüman olduğunu iddia ettiği; kâfirler, cehennemlikler dünyamız!
İlmin kaldırılması, cahilliğin artması, zinanın açık olarak yapılması, içkilerin meydan alması, erkeklerin gidip kadınların kalması, hatta 50 kadına bakan bir erkek kalıncaya kadar erkeklerin azalması kıyamet alametlerindendir.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi]
Gerçek ilimler yerine, sadece dünyevi ilimleri öğreniyoruz okullarda, eğitim yerlerinde! Dini öğretilerde de bir kaç kuru bilgi veriliyor, onların da birçoğu değiştirilmiş, masal gibi anlatılıyor. Dünyevi ilimlere dair her şeyi duyuyoruz, biliyoruz ama cahilliği gideren, cahilliği kaldırıp, kalp gözünü açan, imana susamış gönülleri nurla dolduran, insanların imanlarını arttıran dini ilimleri öğretmiyorlar bizlere! Onlar ne istiyorlarsa onu öğretiyorlar! Bizde araştırmıyoruz! Gerekseydi öğretirlerdi diyoruz! Demek ki gerek yokmuş diyoruz! Hayata atılmak için acele ediyoruz ama neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile bilmeden, herkesin kendine göre doğruları olduğu bir toplum haline gelerek, kâfirliğe, müşrikliğe doğru yol alıp; bir kibrit çöpünün alevine dayanamadığımız halde, dünya ateşinden 69 kat üstün kılınan cehennem ateşine doğru koşuyoruz!
Şarap içen içerken Müslüman değildir.
[Ravi: Hz. Abdullah İbni Evfa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 488]
Şu beş şey zuhur ederse helak ümmetim üzerine hak olur: Birbirleriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla ilişkiye girmeleri.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 54]
Bu ümmet şarabı üzüm suyu, faizi alış veriş, rüşveti hediye gibi kabul eder ve zekâtı [öşrü] ticaret vesilesi yaparsa, işte bu, günahı artırdıklarından dolayı helaklerine sebep olur.
[Ravi: Hz. Huzeyfe Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 29]
Ümmetim ahir zamanda şarabı, ismini değiştirerek içer.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 117]
Emin olunuz ki; sarhoşluk veren her şey haramdır. Her uyuşturucu haramdır. Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır. Kalbi perdeleyen şey de haramdır.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 169]
Bookmarks