+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 4 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci ... 2 3 4
16 den 20´e kadar. Toplam 20 Sayfa bulundu

Konu: esma-i hüsna

  1. #16
    Hayrunnisa isimli Üye simdilik offline konumundadir Kıdemli Üye Hayrunnisa will become famous soon enough
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yaş
    24
    Mesajlar
    161
    Tecrübe Puanı Gücü
    3

    Standart Esma-i hüsna

       
    EL-KAHHÂR


    "Kudretinin karşısında her şeyi aciz bırakan."

    “Her şeyi hükmüne itaat ettirebilen bir galibiyet ve hâkimiyet sahibi."

    "Düşmanlarını kahrederek zelil ve perişan hale getiren."

    “Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, Kahhar olan ALLAH'ın huzuruna çıkarılacaklardır." [İbrahim: 14/48.]

    İlâhî ahlâkla ahlâklanmanın bir gereği de, ALLAH'ın kahrına hedef olanları kahretmektir. Bu noktada hatırımıza hemen şeytan gelir. İnsan şeytanı kahrettiği nisbette ALLAH'ın lütfuna mazhar olur. Şeytanı en çok kahreden şeyler ise, "iman, salih amel ve güzel ahlâktır."

    Kalbini, ruhunu ve bütün iç dünyasını böylece güzelleştiren insan, şeytanı kahretme yolundadır ve ilâhî rahmete mazhar olmaya aday demektir.

    Nefsiyle, bir ömür boyu yılmadan usanmadan cihad etmek, onun emrine baş eğmemek, küfürden, şirkten, haramdan uzak kalmak, şüphelileri de elden geldiğince terke çalışmak, ALLAH'ın lütfuna ermenin ve kahrından uzak kalmanın en büyük sebepleridir.

    Nur Külliyatında, şöyle buyurulur:

    "Herkes; kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asgarında cihad-ı ekber ile mükelleftir ve ahlâk-ı Ahmediye ile tahalluk ve sünnet-i nebeviyyeyi ihya ile muvazzaftır"

    Kahhar isminin tecellisi, bütün azametiyle Cehennemde kendini gösterecek ve böylece kâfir ve müşrikler, kahır ve perişan olacaklardır.

    ALLAH'ın kahrına uğramanın önemli bir sebebi de, ALLAH'ın kullarına ve diğer canlı mahlukatına haksızlık ve zulmetmektir. Böyle yapan bîr insan, kendisinde kahrın tecellisini istemiş olur.

    Kahhar ismi, insanı isyan ve günahtan men ederek Cehennem azabından uzaklaştırır; hakkını çiğneyen ve kendilerine bir şey yapamadığı zalimler için de, bir azap müjdesi vererek mazlumu rahatlatır.
    [Sâd: 38/9.Prof. Dr. Alaaddin Başar, Esmâ-i Hüsna ALLAH'ın Güzel İsimleri, Zafer Yayınları, İstanbul, 2001: 60-61.]

  2. #17
    Hayrunnisa isimli Üye simdilik offline konumundadir Kıdemli Üye Hayrunnisa will become famous soon enough
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yaş
    24
    Mesajlar
    161
    Tecrübe Puanı Gücü
    3

    Standart Esma-i hüsna

    EL-ĞAFFAR


    "Mağfireti, bağışlaması pek çok olan."

    'Kullarının günahlarını affetmekle örten." [Taberî.]

    "Tekrar tekrar affeden." [Gazâlî.]

    "Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır. [Nuh: 71/10.]

    Günahlarına aldırış etmeksizin, Cennete gireceğinden emin bir halde yaşamak, büyük bir gaflet olduğu gibi, isyanlarına bakarak 'ben artık mağfiret olunmam’ demek de büyük bir hatadır.

    Birinci hal ALLAH'ın gazabından emin olmak, ikincisi ise rahmetinden ümit kesmekle yeise düşmektir.

    İşte Gaffar ismi, insanı yeisten kurtaran en büyük bir ümit kaynağıdır.

    İmam Gazâlî Hazretleri, Gaffar isminin'kötüyü, çirkini örten' mânâsına geldiğini zikrettikten sonra,önemli bir noktaya dikkatimizi çeker:

    "ALLAH, insanın yüzünü, gözünü, elini açığa çıkardığı halde, midesini, bağırsaklarını ve sair görünmesi hoş olmayan organla;rını içeride yaratmıştır. Onları böylece örten ALLAH, kulunun günahlarını da örter"

    Yine o büyük İmam, Gaffar ismine, 'tekrar tekrar affeden' mânâsı vermiştir.

    Bu mânâyı düşünürken, Hazreti Mevlâna'nın, bazı haddini bilmezlerce tenkit konusu yapılan bir mısraı hatırıma geldi:

    "Bin defa tövbe şişesini kırmış olsan yine gel!"

    'Tövbe şişesini kırmak,' günahkâr Müslümanlar için sözkonusudur. Bu söz, o büyük insanın Gaffar isminin inceliklerini çok iyi kavradığının işareti iken, maalesef çok yanlış şekilde ele alındı ve o muhterem zâta cahilce hücum edildi.

    Tövbesini defalarca bozan bir kul, pişman olarak ALLAH'ın dergahına sığınsa ve affını dilese, Gaffar ismi gereği, ALLAH bu "kulu affeder.

    ALLAH'ın affettiğini kulların etmemesi, işin içine nefsin, hissin ve dar görüşlülüğün girdiğini gösterir.

    Kendisine yapılan bir kötülüğü yıllarca unutamayıp, mü'min kardeşini affetmeye yanaşmayan bir insanın, Hazreti Mevlâna'nın bu sözünü kavraması oldukça zordur.

    Gaffar isminden nasiplenmenin birinci şartı, pişmanlık duymak, tövbe ve istiğfar ile mağfiret kapısını çalmaktır.

    Bir diğer şartı da, başkalarını affetmek, kusurlarını örtmektir. Affedenin, mağfiret olunması kuvvetle umulur.
    [Prof. Dr. Alaaddin Başar, Esmâ-i Hüsna ALLAH'ın Güzel İsimleri, Zafer Yayınları, İstanbul, 2001: 58-59.]

  3. #18
    Hayrunnisa isimli Üye simdilik offline konumundadir Kıdemli Üye Hayrunnisa will become famous soon enough
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yaş
    24
    Mesajlar
    161
    Tecrübe Puanı Gücü
    3

    Standart Esma-i hüsna

    EL-MUSAVVİR
    "Tasvir eden; her şeye bir suret ve şekil veren."

    "Her şekli diğerinden farklı kılan."

    "Mahrukatını istediği sıfat ve seçtiği surette yaratan."

    “O ALLAH ki, Haliktır, Bâri'dir, Musavvir'dir. En güzel isimler O'nundur”. [Haşr: 59/24.]

    Varlık âlemini seyrettiğimizde ilk önce suretler âlemi gözümüze çarpar. Bütün bu suretler, mahiyetlere göre şekil almışlardır.

    Nur Külliyatında geçen, 'sima-yı istidadiye-i hususiye' ve 'simayı vechiye-i şahsiye' ifadelerinden anlaşıldığı üzere, suretler maddî ve manevî olmak üzere ikiye ayrılırlar. Her ruhun taşıdığı sıfatlar, kabiliyetler, istidatlar ile kendisini başkalarından farklı kılan bir manevî siması vardır. Tıpkı, her yüzün başka yüzlerden ayrı bir şekle sahip olması gibi.

    Manevî simaları tahayyül ve tefekkür etmemiz oldukça zor olduğundan, Musavvir ismini düşünürken daha çok maddî suretleri hatırlar, onlardaki güzellikleri ve hikmetleri düşünürüz.

    Mahlukat henüz yaratılmamışken, her şeyin mahiyeti ALLAH'ın ilmindeydi. Bu mahiyetlerin her birinin de kendine has bir 'manevî siması' vardı. Bunlar dünya sahnesine çıkarıldıklarında her birisine ona mahsus bir maddî suret takıldı. Görünmez suretler, görünür hale geldiler.


    "Ete kemiğe büründüm.

    Yunus diye göründüm,"

    beytinde, bu mânâ enfes bir şekilde dile getirilmiştir.

    Bütün varlık âlemi için geçerli olan bu hakikati, kâinatın bir küçük misali olan insanda, daha net olarak okuyabiliyoruz.

    İnsanın bir mahiyeti olduğu gibi, her bir organının da yine ayrı bir mahiyeti vardır. İlâhî ilim ve hikmet ile her organın iş görebilmesi için nasıl bir surete sahip olması gerekiyorsa, ilâhî kudret o organı ona göre yaratmış, tasvir etmiştir.

    Şimdi bütün canlılar âlemine kısaca bir göz atalım:

    'İnsan, deve, keçi, kurt, güvercin, serçe, balık' ruhlarının, birbirlerinden çok farklı olduğunu rahatlıkla anlayabiliyoruz. Bu kadar farklı ruh çeşidi yaratmak ALLAH'a mahsustur. Yine, bedenimizin ruhumuza en uygun şekilde yaratıldığını çok iyi bildiğimizden, her hayvanın ruhunun da kendi bedeninde rahat ettiğini anlayabiliyoruz. Ve bir milyonu aşkın hayvan türünün her birine, kendi ruhlarına en uygun bir beden inşa edilmesinde, Musavvir isminin azametini hisseder gibi oluyoruz.

    Suret verme hakikati sadece canlılar âlemine has değildir. Ama, bu hakikat canlılarda daha berrak bir şekilde kendini göstermekte, okutturmaktadır.

    Bütün sıfatları sonsuz olan ALLAH, bu sıfatların ve isimlerin tecellilerinde de sonsuzluk sırrını göstermiştir. Musavvir isminin de tecellileri sonsuza doğru uzanır ve bu suretlerden hiçbiri diğerine benzemez.

    Bu âlemde birbiriyle yüzde yüz uyum gösteren iki şekil bulamazsınız. Hiçbir yıldız diğerinin aynı değildir. Bulutlar her gün, her şehirde ayrı şekillerde boy gösterirler.

    Birbiriyle aynı iki dağ göremezsiniz.

    Deniz kıyısına varınız, şekilleri birbiriyle aynı olan iki çakıl taşına rastlayamazsınız.

    Bu hakikatin en açık delili, insan siması ve parmak izleridir. İnsanlık âleminde, geçmiş ve gelecek zamanı da dikkate alsanız, aynı simaya sahip iki fert göremezsiniz.

    Musavvir ismi tefekkür edilirken, bu başkalıkların aynı zamanda büyük bir rahmet olduğu da düşünülmeli. Meselâ, bütün insanlar aynı simaya sahip olsalardı, toplum hayatı bir keşmekeş içine girerdi.

    İnsan, Musavvir ismini düşünürken, suretler âlemini ve bu âlemin mahiyetler alemiyle olan harika ilgisini hayretle tefekkür etmeli, ayrıca kendisine ihsan edilen insan suretinin de şükrünü edaya çalışmalıdır.
    [Prof. Dr. Alaaddin Başar, Esmâ-i Hüsna ALLAH'ın Güzel İsimleri, Zafer Yayınları, İstanbul, 2001: 55-57]

  4. #19
    Hayrunnisa isimli Üye simdilik offline konumundadir Kıdemli Üye Hayrunnisa will become famous soon enough
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yaş
    24
    Mesajlar
    161
    Tecrübe Puanı Gücü
    3

    Standart Esma-i hüsna

    EL-HÂLIK / EL-BÂRİ'


    Hâlık: "Eşyayı bir takdir ve ölçü ile yaratan; yoktan var eden."


    Bari': "Eşyayı muhtelif şekiller ve suretlerle birbirinden mümtaz surette yaratan."

    "Her varlığı, bir misali olmaksızın var eden."

    'O ALLAH ki, Hâlık'tır, Bâri'dir, Musavvir'dir. En güzel isimler O'nundur.” [Haşr: 59/24.]

    Bütün varlık âlemi bu iki ismin tecellileriyle doludur. Bir vişne çekirdeğinde vişne ağacının, kiraz çekirdeğinde de kiraz ağacının planını yerleştirmek bir takdir işidir, bir ilim eseridir ve o çekirdeklerin böylece yaratılmış olmaları Hâlık ismini gösterir.

    Bu çekirdekler, ağaç haline geldiklerinde ve meyve verdiklerinde birbirlerinden daha net biçimde ayrılırlar. İşte bu ayrılık, bu farklılaşma, bu imtiyaz Bari' ismini ilan eder.

    Aynı türün fertleri arasında da bir imtiyaz sözkonusudur.

    Bu hakikat insanlık âleminde bütün berraklığıyla okunur:

    Nutfelerde insanın bütün organlarının şekilleri, yerleri büyüklükleri ve sayıları genetik program halinde yazılıdır. Bununla birlikte, ALLAH, her insana da diğerinden bir farklılık, bir başkalık lütfetmiştir. Bu başkalıkla, insanlar birbirlerinden temyiz edilir, ayrılırlar.

    O halde, bir insan, yaratılışı ile Hâlık ismini, diğer insanlardan farklı olmasıyla da Bari' ismini gösterir.

    İmam Gazâlî Hazretleri, meseleye biraz farklı yaklaşır ve bu iki isim arasındaki farkı şöyle nazara verir:

    "ALLAH, eşyayı takdir etmesi ve bu takdire uygun olarak yaratması itibariyle Hâlık'tır. Onları yokluktan varlığa çıkarması itibariyle de Bârî dir."
    [Prof. Dr. Alaaddin Başar, Esmâ-i Hüsna ALLAH'ın Güzel İsimleri, Zafer Yayınları, İstanbul, 2001: 53-54]

  5. #20
    Hayrunnisa isimli Üye simdilik offline konumundadir Kıdemli Üye Hayrunnisa will become famous soon enough
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yaş
    24
    Mesajlar
    161
    Tecrübe Puanı Gücü
    3

    Standart Esma-i hüsna

    EL-MÜTEKEBBİR

    "Büyüklüğünü her şeyde ve her hadisede gösteren.”

    "Kibriya ve azamet kendisine mahsus olan."

    "Her şey, nezdinde hakir bulunan." [Gazâlî.]

    "O ...Azîz'dir, Cebbâr'dır, Mütekebbir'dir." [Haşr: 59/23.]

    Büyüklüğünü göstermekle, 'büyüklenmek' farklı şeylerdir. Sonsuz derecede aciz ve fakir olan insanoğlunun, büyüklenmeye kalkışması, onun hakkında kötü bir sıfat olur.

    ALLAH, insanların anladığı mânâda büyüklenmekten münezzehtir. Zira, Kebîr, Azîm ve Aliyy ancak O'dur. Bütün varlıklarda görülen büyüklükler O'nun büyütmesiyle, yücelikler O'nun yüceltmesiyledir. O halde Mütekebbir ismini, ALLAH'ın büyüklüğünü ilan etmesi şeklinde anlamalı ve O'nun büyüklüğü karşısında herkesin ve her şeyin zelil, hakir, fakir ve muhtaç olduğunu biimeliyiz.

    Ahirette, bu hakikat bütün berraklığıyla görülecektir. Ama, önemli olan, bu gerçeği şu dünyada yakalamaktır.

    Mütekebbir isminin bir tezahürünü Kur'ân-ı Kerîm şöyle haber veriyor.

    "O gün onlar (kabirlerinden)fırlayıp çıkarlar. ALLAH'a karşı hiçbir şeyleri gizli değildir. (Buyrulur ki 'Bu gün mülk kimindir?' (Şöyle cevap verilir "Tek ve Kahhâr olan ALLAH'ındır." [Mü'min: 40/16.]

    Demek oluyor ki, bu mübarek isim, bize aciz, nakıs, zayıf, fani ve hakir olduğumuzu ders vermekte ve büyüklüğünü ilan etmenin ancak ALLAH'a mahsus olduğunu ihtar ile nefsimizi haddi aşmaktan men etmektedir.

    ALLAH Resûlü (a.s.m.) bir hadis-i şeriflerinde beş şeye hayret ettiğini bildirir. Bunlardan birisini de şöyle ifade buyurur:

    "Evvelinin bir cîfe, âhirinin bir lâşe olduğunu bildiği halde büyüklenen insana şaşarım."

    Fatiha sûresinde, "bütün hamd ve senanın, âlemleri terbiye eden, Rahman ve Râhîm olan ALLAH'a ait olduğu" beyan edildikten sonra, ALLAH'ın 'din gününün de sahibi olduğu' nazara verilir. Bu âyetlerle ALLAH, büyüklüğünü ilan etmiş ve insanlar, aciz ve fakir bir kul olduklarının idraki içinde, "Biz ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz" diye ALLAH'a iltica etmişler, O'na sığınmışlar, O'na güvenmişlerdir.

    Namazın her rüknünde tekbir getiren ve bu tekbirin mânâsını tasdik etmek üzere el bağlayan, bel büken, yüzünü yerlere süren insan, Mütekebbir olmanın ancak ALLAH'a has olduğunu bütün duygularına böylece sindirmekte ve kulluk şerefinden hissesini böylece almaktadır.

    Kula yaraşan ve yakışan, büyüklenmek değil kulluk etmektir.

    Kulun bu isimden feyiz alması, bu varlık âleminde, ALLAH'ın büyüklüğünü gösteren sonsuz şahitleri güzelce dinlemesine ve seyretmesine bağlıdır.

    İnsan, ALLAH'ın büyüklüğünü başkalarına ilan etmekle de bu isimden ayrı bir feyze nail olur.
    [ Prof. Dr. Alaaddin Başar, Esmâ-i Hüsna ALLAH'ın Güzel İsimleri, Zafer Yayınları, İstanbul, 2001: 50-52]

+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 4 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci ... 2 3 4

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Açamazsınız
  • Mesajlara Cevap Yazamazsınız
  • Mesajınıza Eklenti Ekleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı Düzenleyemezsiniz

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368